İÇİNDEKİLER
Sayfa No
ÖNSÖZ .............................................................................................................................. I
BÖLÜM: 1
«MAKALE VE İNCELEME YAZILARI»
158) Avukat, Müvekkili Lehine Sonuçlandırdığı Davada Verilen Karar
Kesinleşmeden, Vekalet Ücreti Alacağından Dolayı Müvekkili Hakkında Takip
Yapabilir mi? ...................................................................................................................... 1
159) İflâstaki Tasarrufun İptali Davalarında “Davanın Kabulü” Halinde Ne
Şekilde Karar Verilmesi Gerekir? ..................................................................................... 7
160) Davacı–Alacaklı Banka’nın Dayandığı Kredi Sözleşmesinin, Yıllar Önce
Başlamış Bir Kredi İlişkisinin Devamı Niteliğinde Olması Halinde Dava Konusu
Alacak “İlk Kredi Sözleşmesinin Düzenlendiği Tarihte” Doğmuş Sayılır Mı? ................ 13
161) TBK m. 19 Uyarınca Açılan Tasarrufun İptali Davalarında; ● “İcra Takibine
Konu Alacağın Gerçek Olmadığına İlişkin İddianın Değerlendirilmesi”, ● “İcranın
Geri Bırakılmasına İlişkin Kararın Davaya Etkisi”, ● “Alacaklının Bu Davada İİK
m. 277 vd.’nda Yer Alan Karinelerden Yararlanıp Yararlanamayacağı” ........................... 73
162) “Borç Tasfiye ve İbra Sözleşmesi”ne Dayanılarak Menfi Tespit Davası
Açılabilir mi? .................................................................................................................. 104
Borçlunun Taşınmazları, Bankadaki Mevduatı ve Araçları Üzerine Konulmuş Olan
Hacizlerin Kaldırılmış Olması “Dosya Borcunun Ödendiğine” Karine Teşkil Eder
mi? .................................................................................................................................. 104
163) Muvazaa (TBK. m. 19) Nedenine Dayalı Olarak ‘Tasarrufun İptali’ İstemiyle
Açılan Davalarda; ‘Borçlu ile Üçüncü Kişi Arilendaki Düşük Bedel Farkı,
Tasarrufun İptaline Karar Verilebilmesi İçin Tek Başına Yeterli midir? ......................... 116
164) «Maden Ruhsatı»nın Haczi ve Satışında Yapılan Hatalar: «Tesis» Kavramı,
«Kıymet Takdiri» ve «Süre» Sorunları ........................................................................... 221
165) Borçlu Kooperatifin Takip Dayanağı Sözleşmede Yer Alan (Bilinen) Adresine
Tebligat Yapılmadan, Doğrudan Ticaret Sicilinde Kayıtlı Adresine Tebligat
Yapılabilir mi? Tebligat Kanunu’nun 35. Maddesine Göre Tebligat Yapılabilmesi
İçin Aranan Şartlar Nelerdir? .......................................................................................... 231
166) Davacı– alacaklı, Açtığı Tasarrufun İptali Davasında (İİK m. 277 vd.)
Mahkemeden ‘İptale Tâbi Dava Konusu Mallar’ Hakkında İhtiyati Haciz Kararı
Verilmesi Talebinde Bulunur ve Bu Talep Mahkemece Kabul Edilip İhtiyati Haciz
Kararı Verildikten (İİK m. 281/II) Sonra Mahkemece ‘Davanın Kabulü’ne Karar
Verilmesi Üzerine, Dava Sırasında Davalı– Üçüncü Kişi Tarafından Dava Konusu
Taşınmazın Dördüncü Bir Kişiye – ‘Tapu Kaydındaki İhtiyati Hacizle Yükümlü
Olarak’– Devredilmiş Olması, Alacaklının, Tapuda Dördüncü Kişi Adına Kayıtlı,
Üzerinde İhtiyati Haciz Bulunan Taşınmazın Satışını İstemesine Engel Teşkil Eder
mi? .................................................................................................................................. 240
BÖLÜM: 2
«HUKUKİ MÜTALÂALAR»
474) Alacaklı, borçludan olan alacağını tahsil etmiş olmasına karşın icra takibine
devam edip üçüncü kişinin mallarının haczini isteyebilir mi? Borcu ödenmiş olan
borçlunun icra takibinin devamına karşı çıkmaması nasıl değerlendirilmelidir?
Üçüncü kişi, “takip alacaklısı ile borçlusunun aralarında anlaşarak gerçekte
olmayan (ödenmiş) bir alacak nedeniyle kendi adresinde hacizler yaptırdığını,
alacaklı ile borçlu arasındaki bu ilişkinin muvazaalı olduğunu” hangi yollarla ve
nasıl ileri sürebilir? Borçlu– işletmeden hastane ruhsatı devralan üçüncü kişinin
adresinde yapılan haciz nedeniyle alacaklı tarafından açılan istihkak davasında
nelere dikkat edilmelidir? ............................................................................................... 243
475) Açtığı “tasarrufun iptali davası”na ilişkin dilekçede belirttiği icra takip
dosyasının usuli nedenlerle iptalinden sonra yaptığı yeni icra takibinin kesinleşmesi
üzerine, davacı – alacaklı, kesinleşen yeni takip dosyasını mahkemeye bildirerek,
bu yeni dosyasındaki alacağı ile sınırlı olarak davalı– borçlu ile diğer davalı –
üçüncü kişi arasındaki tasarrufun iptaline karar verilmesini isteyebilir mi? ................... 283
476) Kambiyo senedine dayalı icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında
ispat yükü kimin üzerindedir? İspat yükü üzerinde olan taraf bunu nasıl yerine
getirebilir? Somut olayda ispat yükü üzerinde olan tarafın iddialarını usule uygun
şekilde yerine getirdiği kabul edilebilir mi? ................................................................... 292
477) Takip dayanağı kambiyo senedi (çek/bono) hakkındaki takip kesinleştikten
sonra alacaklı tarafından –masrafları da yatırılarak (İİK. 59)– yapılan haciz (İİK.
78) ve satış (İİK. 106) talepleri ile, ‘kesin aciz belgesine dayanılarak açılan
tasarrufun iptali davası’ (İİK. 143/VI), kambiyo senedinin bağlı olduğu (TTK. 749,
778/I, 814/I) – üç yıllık– zamanaşımı süresinin k e s i l e c e ğ i (buna karşın;
alacaklının sadece ‘kıymet takdirine itiraz (şikayet) başvurusunda bulunması’,
‘geçici aciz belgesine dayanarak’ (İİK. 105/II) ‘tasarrufun iptali davası’ (İİK.
277/I– 1) açmasının, kambiyo senedine bağlı alacağın bağlı olduğu zamanaşımı
süresini kesmeyeceği– .................................................................................................... 313
478) Tasarrufun iptali davası, dava konusu taşınmazı üçüncü kişiden satın alan
davalı dördüncü kişi yönünden nasıl değerlendirilmelidir? ............................................ 335
479) Borçlu vekili, ileride müvekkili adına açacağı “kambiyo senedine dayalı
s a h t e l i k n e d e n i y l e menfi tespit davası”nın borçlu –özellikle; arabuluculuk
süreci içerisinde, davalı– alacaklı tarafından icra takibine devam edilip müvekkiline
zarar vermesinin önüne geçmek için– ‘takdiren teminatsız olarak banka
hacizlerinin, araçları üzerindeki yakalama şerhlerinin kaldırılarak, icra takibinin
ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasını’ HMK.m. 209 uyarınca talep edebilir ve
mahkemece “6100 sayılı HMK.’nun 393/1 maddesi gereğince takip konusu
alacağın %10’u oranında nakdi teminatın veya kesin ve süresiz banka teminat
mektubunun ibrazı halinde, davacının İHTİYATİ TEDBİR TALEBİNİN KABULÜ ile
Konya ... İcra Müdürlüğü’ne ait 2025/… sayılı takibin, 6100 sayılı HMK.’nun 209.
maddesi gereğince, TEDBİREN DURDURULMASINA……” ş e k l i n d e karar
verilebilir mi? ................................................................................................................. 356
480) Süreli İpoteklerde Alacaklı “Bu Süre Dolduktan Sonra mı” Yoksa “Süre
Dolmadan mı” İcra Takibi Yapabilir? ............................................................................. 400
BÖLÜM: 3
«BİLGİ NOTLARI»
22) Tasarrufun iptali davasını açma hakkı kötüye kullanılabilir mi? Tasarrufun
iptalini açma hakkının kötüye kullanılmış olmasının yaptırımı (sonucu) nedir? ............ 409
23) Tasarrufun iptali davalarında, davalı–üçüncü kişi tarafından “davacı–
alacaklının, davalı–borçludaki alacağının gerçek bir alacak olmadığının” iddia
edilmesi halinde, mahkemece nasıl bir işlem yapılması gerekir? Bu durumda
mahkemece “davacının davalı–borçludaki alacağının gerçek olup olmadığı”nın
araştırılması gerekir mi? Nasıl? ...................................................................................... 422
24) Birden fazla kredi sözleşmesinden kaynaklanan borç için açılan tasarrufun iptali
davalarında, ‘borcun doğum tarihi’ nasıl belirlenir? ....................................................... 430
25) Sıra Cetveli Kim Tarafından Düzenlenir? Kendisine ‘Haciz İhbarnamesi’ (İİK.
m. 89) ya da ‘Haciz Yazısı’ (İİK. m. 78) Gönderilen Üçüncü Kişiler ‘Sıra Cetveli’
Düzenleyebilirler mi? ..................................................................................................... 436
26) Hakkında kesinleşen takip nedeniyle tüm malvarlığına haciz konulan bir borçlu,
“maddi hukuk bakımından aslında borçlu olmadığını” ileri sürerek konulan bu
hacizlerin kaldırılmasını, İİK. m. 72. çerçevesinde “menfi tespit davası” açmadan,
başka bir şekilde (yolla) kaldırtabilir mi? Nasıl? [(Takip alacaklısı hakkında elinde
“dolandırıcılık (TCK. m. 157,158)” veya “evrakta sahtecilik yapmak (TCK. m. 204,
207)” suçlarından dolayı (kesinleşmiş) “mahkûmiyet kararı” bulunan bir borçlu,
TBK. m. 74’e dayanarak da “tüm malvarlığı üzerine konulan hacizlerin
kaldırılmasını” sağlayabilir mi?] .................................................................................... 438
27) “Temerrüt (kira bedelinin ödenmemesi) nedeniyle yapılan tahliye takiplerinde”
İİK. m. 269/d’de öngörülmediği için, takibe itiraz edilip, takibin durdurulmasından
sonra ve “kira süresinin sona ermesinden sonra yapılan tahliye takiplerinde” İİK.
m. 274/son’da öngörülmediği için, takibe itiraz edilip, takibin durdurulmasından
sonra, alacaklı– kiraya veren tarafından İİK m. 67 uyarınca ‘itirazın iptali davası’
açılabilir mi? ................................................................................................................... 452
28) Bir tasarrufun İİK. m. 277 vd. göre iptal davasına konu olabilmesi için, «davacı–
alacaklının alacağının doğumundan sonra yapılmış olması» gerekir mi?(*) İptal
davasının dinlenebilmesi için ayrıca, «davacı– alacaklının alacağının, dava (iptal)
konusu tasarruftan önce doğmuş olması» gerekli midir? Başka bir deyişle, davacı–
alacaklı, «kendi alacağının doğum tarihinden önce yapılan tasarrufların iptalini»
isteyemez mi? ................................................................................................................. 457
29) Kesinleşen Bir “İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yolu ile Takipte” Takip Borçlusu,
İİK. m. 111/a Uyarınca, İcra Dairesinden ‘Kendisine Satış Yetkisi Verilmesi’ni
Talep Edebilir mi?........................................................................................................... 531
30) Tapu Kaydına Konulan “Davalıdır” Şerhinin Doğurduğu Sonuçlar ......................... 537
31) İhale alıcısının, süresi içinde ihale bedelini yatırmaması hâlinde “alınan
teminatın – İİK m. 114/VII– 9 uyarınca– kendisine iade edilmemesi gerekir” ise de
bu kişi ‘teminat yatırmadan ihaleye girebilecek kişilerden ise, İİK m. 114/VII – 6
uyarınca ‘taşınmaz üzerinde haczi bulunması’ veya ‘ortaklığın satış suretiyle
giderilmesine ilişkin satışlarda, üzerinde kalan ihalenin satış bedelini yatırmaması
hâlinde, icra dairesince ne gibi işlem yapılacaktır? Bundan sonra yapılacak yeni
ihaleye teminat yatırmadan girebilecek midir? ............................................................... 542
32) “Tahsilde Tekerrür Olmamak Kaydıyla” Aynı Alacak İçin Birden Fazla Takip
Yapılmış Olması Hâlinde, İcra Takiplerinden Birindeki Alacağın – Tahsil Harcı da
Yatırılarak– Ödenmiş Olması Hâlinde, Diğer Takip Dosyasındaki Alacak da
Ödenmiş Sayılır mı? ....................................................................................................... 546
33) İcra Müdürü, İcra Dosyasında Verdiği Herhangi Bir Kararından Dönebilir mi?
Yoksa Bu Hatalı Kararın Bozulması İçin Mutlaka Şikâyet Yoluna mı Gidilmesi
Gerekir? .......................................................................................................................... 549
34) “Yukarı Doğru Aşırı Oransızlık” (İİK. m.280) ve “Ticari İşletmenin Devrine
Yönelik İptal” (İİK. m.280/III) Sebepleriyle Açılan Tasarrufun İptali Davasının
Düşündürdükleri… ......................................................................................................... 552
35) ‘Ekonomik değeri bulunmayan’ işlemler (tasarruflar) hakkında tasarrufun iptali
davası açılamaz. .............................................................................................................. 593
36) Borçlunun taraf olmadığı (yani; borçlu tarafından yapılmamış olan) işlemler,
iptal davasına konu olamaz. ............................................................................................ 597
37) “Cebri icra yoluyla yapılan satışlar” hakkında tasarrufun iptali davası açılabilir
mi? .................................................................................................................................. 601
38) “Mirası reddeden mirasçının alacaklıları –TMK. m. 617’de öngörülen “reddin
iptalini talep etmek hakları dışında– İİK. m. 277 vd. göre tasarrufun iptali davası
açabilirler. ....................................................................................................................... 603
39) «‘Kadastro tesbit tutanakları’ hakkında tasarrufun iptali davası açılabilir. Ancak
kadastro tutanaklarının kesinleşmesi üzerine artık kadastro tutanaklarına
dayanılarak tasarrufun iptali açılamaz. Gerçekten yüksek mahkeme; ............................ 606
40) Anlaşmalı boşanmalar (TMK. 166/III, 184/5) sonucunda, ‘boşanma protokolü’
uyarınca, borçlu eş tarafından, diğer eşe devredilen taşınır/taşınmazlar hakkında
tasarrufun iptali davası açılabilir.(*) ................................................................................. 607
41) Tasarrufun iptali davalarında, n a s ı l ‘yetki itirazı’nda bulunulabilir? .................... 611
42) Muvazaa (TBK. m. 19) Nedenine Dayalı Olarak “Tasarrufun İptali” İstemiyle
Açılan Davalarda; ‘Borçlu ile Üçüncü Kişi Arasındaki (Düşük) Bedel Farkı’nın,
Tasarrufun İptaline Karar Verilebilmesi İçin Tek Başına Yeterli Olup Olmadığı,
Ayrıca ‘Tarafların Aynı Sektörde Faaliyet Göstermesi’nin, ‘Ticari Adreslerinin Aynı
Olmasının ve Aralarında Ticari İlişki Bulunması’nın, ‘Taraflar Arasında İş
Ortaklığı, Akrabalık veya Yakın Bir İlişki Bulunması’nın Gerekip Gerekmediği,
‘Üçüncü Kişinin Kötüniyetli Olduğunun, Davacı– Alacaklı Tarafından İspat
Edilmesi’nin Gerekip Gerekmediği– .............................................................................. 628
43) Borçlu Tarafından, Davalı Üçüncü Kişilere Yapılmış Olan Devirlerin “Miras
Paylaşımı Kapsamında (TMK. 676, 677) Yapılmış Olduğu”nun İleri Sürülmesinin
Sonuçları– ....................................................................................................................... 631
44) İcra Hukuk Mahkemelerinin “İhalenin Feshi Talebinin Reddine” İlişkin
Kararları Kesin Hüküm (HMK m. 303) Teşkil Eder mi? ................................................ 635
45) İİK. 89/III, c: 3 Uyarınca, Kendisine Tebliğ Edilen Üçüncü Haciz İhbarnamesi
Üzerine O n B e ş G ü n İçinde Menfi Tespit Davası Açmayan –ve Zimmetinde
Sayılan Borcu İcra Dairesine Ödemeyen–Üçüncü Kişi, Bu Aşamada–Genel
Hükümlere Göre–İİK. 72’ye Dayanarak–Takip Alacaklısına Karşı– Menfi Tespit
Davası Açabilir mi? ........................................................................................................ 636
46) Meskenini Başka Bir Kişiye Devretmiş Olan ‘Borçlu’ ve ‘Taşınmazı Borçludan
Devralmış Olan (Üçüncü) Kişi’ Hakkında, Tasarrufun İptali Davası Açılabilir mi? ...... 641
47) Borçlunun, 'Menfi Tespit Davası' Açmasından Sonra, Alacaklı İtirazın İptali
Davası' Açabilir mi? Bu Davayı Açmakta 'Hukuki Yararı' Var mıdır? Menfi Tespit
Davasında Verilen Hüküm ile, Davacı–Alacaklı İlamsız Takibin Devamını
Sağlayabilir mi? .............................................................................................................. 648
48) Yapılan İhalede Ödenen Satış Bedelinin, ‘Satılan Mala Takdir Edilen Değerin
Yüzde Yüzünün Üstünde Olması Halinde’ Borçlunun İhalenin Feshini İstemekte
Hukuki Yararı Bulunur Mu? ........................................................................................... 649
49) Borçlu Tarafından Senet Altındaki İmzanın İnkar Edilmesi Halinde, ‘Borçlu’
mu (İmzanın Kendisine Ait Olmadığını) İspat Edecek, Yoksa ‘Alacaklı’ mı
“İmzanın Borçluya Ait Olduğunu” İspat Edecek? .......................................................... 653
50) TTK 676/I’ deki “Senet Bedelinin Hem Yazı ve Hem De Rakamla Gösterilmiş
Olması ve Bu İki Bedel Arasında Fark Bulunması Halinde, Y a z ı ile Gösterilen
Bedelin Üstün Tutulacağı” Kuralının – Bu Sonucun Dürüstlük Kuralına (TMK m.
2) Aykırılık Teşkil Edeceği Durumlarda–Geçerli Olmayacağı– ..................................... 654
51) ‘İhale Bedeli’ –Taşınır/Taşınmaz Satışlarında– N e Z a m a n Ödenir (Yatırılır)?
‘Katma Değer Vergisi’ ile ‘İhale Damga Vergisi’ N e Z a m a n Ödenir? Bunların
S ü r e s i n d e Yatırılmamasının Yaptırımı (Sonucu) Nedir? ......................................... 655
52) “İpotek Akit Tablosu”nda Yer Alan “Bilafâiz” Faizsiz Kaydının Anlam ve
İçeriği Nedir? Bu Şekilde Konulmuş Olan Bir İpotekte Alacaklı Nasıl Faiz
İsteyecektir? .................................................................................................................... 661
53) «Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması (Aralanması) Teorisi» Çerçevesinde
‘Tasarrufun İptali Davası’ Açılabilir mi? ........................................................................ 665
54) Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevli Olduğu “Vekalet Ücreti Alacağı
Davaları”nda, Görevli Mahkeme Neresidir?* ................................................................. 686
55) “Para”, “kambiyo senedi” ve “altın, gümüş ve diğer kıymetli şeyler” d ı ş ı n -
d a k i taşınır malların haczinin geçerli olabilmesi için ‘bunlara icra memurluğunca
fiilen el konulması (muhafaza altına alınmaları), yediemine teslim edilmeleri’
gerekir mi? ...................................................................................................................... 702
56) İş mahkemesince aleyhlerine verilmiş olan bir tazminat kararını tehiri icra (İİK
m. 36) istemli olarak istinaf eden üç davalının, icra mahkemesi tarafından ‘icranın
geri bırakılması kararı’ verilebilmesi için, icra mahkemesine ‘hükmolunan para’
miktarı kadar ayrı ayrı mı yoksa her üçünün de adının geçtiği tek bir teminat
mektubu göstermesi gerekir? .......................................................................................... 711
BÖLÜM: 4
«YÜKSEK MAHKEMENİN ÖNEMLİ İÇTİHATLARI»
140) Davacı ile davalı eş arasında boşanmaya konu çekişmenin başladığı tarihin
borcun doğum tarihi olarak kabul edileceği ve bu durumda davacının alacağının
devir tarihinden önce doğduğunun kabulü gerektiği– Davalı 3. kişinin borçlunun
durumunu, evli olduğunu ve karısı ile arasındaki ayrılığı, taşınmazın aile konutu
olarak kullanıldığını bilen ve bilebilecek kişilerden olduğu, tüm dosya, davalılar
beyanları ve tanık anlatımları bir bütün olarak ele alındığında, taşınmazın davacıdan
mal kaçırmak amacıyla devredildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davalılar arasındaki
tasarruf işleminin muvazaalı olduğunun tespiti ile buna yönelik tasarrufun iptaline
ve mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davacının alacağıyla sınırlı olmak üzere
davacıya İİK 283/1 maddesi kıyasen uygulanarak haciz ve satışını isteyebilmesi
yetkisi verilmesi gerektiği, bunun yerine taşınmazın tapusunun tekrar davalı borçlu
adına tesciline karar verilmesinin hatalı olduğu– ........................................................... 717
141) Muvazaalı işlemin iptali davalarında dava değerini, takip konusu alacak ile
dava konusu şeyin değerinden hangisi az ise o değerin oluşturacağı; buna göre bu
miktar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan
107.090,00 TL’nin altında kaldığından temyiz isteminin reddi gerektiği– ..................... 719
142) İcra takibinin muvazaalı olması sebebi ile iptali istemine ilişkin davada ıslah–
Dava dilekçesinde davalı borçlu aleyhine yaptıkları sadece bir icra takibine dayanan
davacı alacaklının daha sonra diğer bir icra dosyasındaki alacaklarını da temin
edecek şekilde davasını ıslah etmiş olduğu– Islah ile davaya dahil edilen icra takip
dosyasının davanın taraflarında herhangi bir değişikliğe sebep olmadığı, talep
edilen hususun iddianın genişletilmesi yasağının istinası olduğu ve usul
ekonomisine göre işlem yapılması gerektiğinden, ıslah harcının da dosyaya
yatırılmış olduğu gözetilerek ıslah ile talep edilen icra dosyası yönünden de
dosyanın incelenmesi gerektiği– İnfazda tereddüt edilecek şekilde "alacak ve
ferileri sınırlı olmak üzere" hem iptale hem de tazminata hükmedilmesinin de hatalı
olduğu– ........................................................................................................................... 720
143) İİK’nun 282. maddesi gereğince iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki
muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler
ile bunların mirasçıları aleyhine açılacağı– Ayrıca, kötü niyetli üçüncü şahıslar
hakkında da iptal davası açılabileceği– Buradaki üçüncü kişiden maksatın, borçlu
ile doğrudan işlem yapan değil, borçlu ile işlemde bulunan kişiden mal veya hakkı
satın alan kişi olup, uygulamada bu kişilere dördüncü kişi denildiği – Borçlu ile
işlemde bulunmayan dördüncü veya ondan sonraki kişiler hakkında dava açılıp
açılmaması davacının isteğine bağlı olduğu– Bu kişiler yönünden iptal kararı
verilebilmesinin, bu kişilerin kötü niyetli olduklarının yani borçlunun alacaklılara
zarar verme kastı ile hareket ettiğini bilen veya bilmesi gereken kişilerden
olduklarının kanıtlanmasına bağlı olduğu– İİK’nun 283/II maddesine göre de iptal
davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk
ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahsın, nakden tazmine (davacının
alacağından fazla olmamak üzere) mahkûm edilmesi gerekeceği– Bu ihtimalde
üçüncü kişinin sorumlu olduğu miktarın, elden çıkarılan malın elden çıkardığı
tarihteki gerçek değeri olduğu– ...................................................................................... 724
144) Somut olayda takibe dayanak bononun ve 22.09.2019 tarihli kredi
sözleşmesinin iptali istenen tasarruftan sonra düzenlendiği anlaşılmakta ise de,
davacı vekili; davacı banka ile davalı borçlu arasında ilk olarak 2014 yılında genel
kredi sözleşmesi imzalandığını, diğer kredilerin ise bu genel kredi sözleşmesi
kapsamında kullandırıldığını belirtmektedir. Mahkemece hükme esas alınan
bilirkişi raporunda da; davacı ...Ş. ile davalı ... arasında ilk olarak 09.01.2014
tarihinde genel nakdi ve gayrinakdi kredi sözleşmesinin akdedildiği, ikinci genel
kredi sözleşmesinin 02.06.2014 tarihinde düzenlendiği, 22.02.2019 tarihinde ise
02.06.2014 tarihli sözleşmeye limit artırımı yapılarak 20.000.000,00 TL'sına
yükseltildiği, Ocak 2014 döneminden itibaren davalı tarafından kullanılan
kredilerin bu sözleşmeler kapsamında kullanıldığı belirtilmiş olup, düzenlenen ilk
genel kredi sözleşmesinin 09.01.2014 tarihli olduğu, davalı borçlunun ilk
borçlandığı tarihin bu olduğu dikkate alındığında, tasarruf tarihi olan 15.10.2018
tarihinden önce borcun doğduğu anlaşılmış olup, davacının alacağının tasarruf
tarihinden önce doğduğunun kabulü gerekeceği– Öte yandan, Bölge Adliye
Mahkemesince, davacının davalı borçluya ait başka taşınmazlar üzerinde ipoteği
olduğu, davalı borçlu ... tarafından yapılan ödemeler, davacı banka lehine verilen
ipotekler ve davacı banka tarafından haciz konulan taşınmazlar göz önüne
alındığında davacı bankanın eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı
belirtilmişse de, hükme esas alınan bilirkişi raporunda; davalı tarafından kredi
borcuna istinaden yatırıldığı beyan edilen 384.000,00 USD ve 16.000,00 USD
tutarındaki ödemeler toplamı 400.000,00 USD ve satış yapılarak 3.006.000,00 TL
karşılığının ve 30.06.2021 tarihinde ipotek fekki için ödenen 1.750.000,00 TL'sının,
16.03.20 21... .06.2021 tarihlerinde kredi borcuna mahsup edilerek kredi
bakiyesinden düşürüldüğünün tespit edildiği, yapılan bu ödemelerden sonra borcun
ve dava konusu icra takibinin devam ettiği anlaşılmış olup, Bölge Adliye
Mahkemesinin bu gerekçesine de katılma imkanı bulunmadığından buna dair dava
şartının da gerçekleştiğinin kabulü ile davanın esasına girilerek tarafların
delillerinin toplanması, ondan sonra toplanan ve toplanacak olan tüm delillerin
birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre esas hakkında bir karar verilmesi
gerekeceği– ..................................................................................................................... 728
145) Davalı üçüncü kişi tarafından devir tarihinden bir gün önce 'arsa bedeli'
açıklamasıyla yapılan havalenin taşınmaz hisse devir bedeline ilişkin olduğu,
taşınmazın devir tarihinden sonra gerçekleşen para transferlerinin, se devirden
önceki tanışıklığı ispata elverişli olmadığı– Taraflar arasındaki devirden yaklaşık
bir ay kadar önce yapılan para transferlerinin hangi amaçla yapıldığının
belirlenmesi, bu tarih aralığına ilişkin banka hesap hareketleri ile dekontların
getirtilerek değerlendirme yapılması, dekontlarda ve hesap hareketlerinde herhangi
bir açıklama bulunmaması halinde üçüncü kişiden 'para havalesi yapılmasının
sebeplerinin' açıklattırılarak, İİK. m. 280 anlamında taraflar arasında tanışıklık olup
olmadığı ve davalı üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu bilen veya bilmesi
gereken yakınlıktaki kişilerden olup olmadığının tespiti gerektiği– ............................... 732
146) 6183 sayılı Yasanın 24 ve devamı maddeleri uyarınca tasarrufun iptali
istemiyle açılan davada, davalılar yönünden verilen 'davanın kabulüne' ilişkin
kararla birlikte, davacı lehine hükmedilen vekalet ücreti de kesinleştiğinden,
mahkemece bozma ilamından sonra kesinleşen hususlara yönelik olarak yeniden
hüküm kurulması ve güncel tarife üzerinden yeniden vekalet ücretine
hükmedilmesinin hatalı olduğu– ..................................................................................... 735
147) İİK’nun 277. maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli
olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılacağı, oysa muvazaa
davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu
tespit ettirmeyi amaçladığı– Bu tür davaların dinlenebilmesi için de davacının
borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş
olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve
borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK. m. 277) bulunması
gerektiği– Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK’nun 278, 279 ve 280.
maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığının araştırılması
gerektiği– Muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davalarında, davacı alacaklı
İİK’nun 277 ve devamı maddelerinde yer alan karinelerden de ispat
kolaylıklarından faydalanamayacağı, bu nedenle muvazaa hukuksal nedenine dayalı
iptal davalarında, uyuşmazlığın doğru şekilde çözüme kavuşturulabilmesi için
davalılar arasında yapılan temlikin gerçek amacının ve gizlenen iradenin
duraksamaya yer bırakılmayacak şekilde aydınlığa kavuşturulması, bunun için de
borçluyla işlemde bulunan diğer kişi veya kişilerin böyle bir temiliki tasarrufunda
bulunmalarının hayatın doğal akışına göre haklı ve makul bir nedeni olup olmadığı,
davalı yanın alım gücünün bulunup bulunmadığı, satış bedeliyle sözleşme
tarihindeki gerçek değer arasında fark ve tarafların birbirleriyle olan ilişkileri gibi
olgulardan yararlanılması gerektiği– Davalı üçüncü kişinin, davalı borçlunun
kardeşi olduğu, İİK’nun 280/3. maddesi gereğince borçlunun içinde bulunduğu
malî durumu ve zarar verme kastını bildiğinin kabul edildiği, taşınmazın miras
taksimi nedeniyle devrediliği savunulmuş ise de, tapuda resmi işlemin satış şeklinde
yapıldığı, taşınmazın satış bedeli ile gerçek bedeli arasında misli fark bulunduğu,
açıklanan nedenlerle dava konusu tasarrufun alacaklıya zarar verme kastı ile
yapıldığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesi
yerinde bulunduğu– ........................................................................................................ 736
148) Tasarrufun iptali davalarının yasal dayanağını oluşturan mal kaçırma kastının
değerlendirilmesinde, borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve alacaklıları
ızrar saikinin işlemin karşı tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık
emarelerin mevcudiyetinin davanın esasına doğrudan etki edeceği– Bu kapsamda,
hukuki işlemi gerçekleştiren taraflar arasında akrabalık bağı bulunduğuna dair ileri
sürülen iddialar ve zikredilen tanık beyanları karşısında, ilgili nüfus kayıtları
celpedilip tanık anlatımları etraflıca irdelenmeden sonuca gidilmesinin maddi
gerçeğin tam olarak ortaya çıkarılmasını engellediği– Mahkemece, kanunun aradığı
kötüniyet ve bilinebilirlik olgularının sübuta erip ermediği tereddütsüz şekilde
aydınlatılmadan, salt eksik inceleme ve yetersiz araştırmaya dayalı olarak hüküm
tesis edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu– Davalı borçlu ile davalı devralan
ve 4. kişi arasındaki tasarruf yönünden yapılan incelemede; davalılar arasında
kuzenlik gibi akrabalık ilişkilerinin bulunduğunun tanık ifadelerinde yer aldığı
ancak mahkemece yeterince açıklattırılmadığı, İİK. 280/1 maddesi gereğince
borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer
tarafça bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerden
olup olmadığının araştırılması için tanık beyanlarının alınarak ve nüfus kayıtlarının
getirtilerek araştırılması yapılması gerektiği– ................................................................ 740
149) Tasarrufun iptali davalarında, borçlu ile doğrudan işlem yapmayıp dava
konusu malı sonradan iktisap eden dördüncü kişi konumundaki şahıslar yönünden
işlemin iptaline karar verilebilmesinin, bu kişilerin borçlunun alacaklılardan mal
kaçırma ve ızrar kastını bilen veya bilmesi gereken kötüniyetli kimselerden
olduğunun ispatlanması şartına bağlandığı– Borçluya ait birden fazla taşınmazın
aynı tarihlerde ve tamamen aynı silsile takip edilerek birbiri ardına devredilmesi ile
devredilen malların fiilen borçlunun yakınları tarafından kullanılmaya devam
edilmesi şeklindeki hayatın olağan akışına aykırı olguların, son devralan kişinin
borçlunun mali durumunu ve mal kaçırma kastını bildiğine dair yasanın aradığı açık
emareleri tereddütsüz biçimde ortaya koyduğu– ............................................................ 743
150) Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün temyiz yoluna başvurmayan taraflar
bakımından ilk hâliyle kesinleşeceği ve bu hususun lehine karar verilen taraf için
usuli kazanılmış hak teşkil edeceği– Bozma ilamına uyan mahkemenin kesinleşen
bu kısımlar hakkında yepyeni bir inceleme yaparak farklı bir sonuca ulaşmasının
usul hukuku ilkeleriyle bağdaşmayacağı– İlk yargılamada aleyhlerine kurulan
hükmü temyiz etmeyerek kararın kesinleşmesine yol açan taraflar yönünden, bozma
sonrası aşamada davanın reddi yönünde hüküm tesis edilmesinin usuli kazanılmış
hak kuralının açık bir ihlalini oluşturduğu– .................................................................... 746
151) TBK m. 19 uyarınca açılan muvazaalı işlemin iptali davasında, davalı üçüncü
kişi tarafından davalı borçlu aleyhine muvazaalı icra takibi yapıldığının ileri
sürülmesi durumunda, borçlunun taşınmazın cebri icra yoluyla satışının istenildiği
ve alacaklının ileride alacağını tahsil olanağının kalmayacağı, muvazaalı icra takip
dosyasında tahsil edilecek paralar üzerine ihtiyati haciz konulsa bile davacı
alacaklının zarara uğramasının kaçınılmaz hale geleceği gözetildiğinde, muvazaalı
olduğu iddia edilen icra takibi ve bu icra takibine bağlı olarak yapılacak satış
işlemlerinin ihtiyati tedbir kararıyla durdurulmasına karar verilmesinin yerinde
olduğu (Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesi
İstemine Dair Yargıtay 12. HD Kararı)– ......................................................................... 748
152) Tasarrufun iptali davalarının ayni hak tesisi amacını taşımayıp alacaklıya
yalnızca alacağını tahsil kabiliyeti sunan şahsi bir hak bahşettiği gözetildiğinde,
davanın kabulü hâlinde işleme konu malvarlığının iptal ve tescili yerine, alacaklıya
münhasıran takibe konu alacak ve fer'ileriyle sınırlı olmak üzere haciz ve satış
yetkisi verilmesi gerektiği– Borçlu ile lehine tasarruf yapılan üçüncü kişi arasındaki
akrabalık ve ortaklık ilişkisi sebebiyle işlemin kanun gereği mutlak surette iptale
tabi olmasında bir isabetsizlik bulunmasa da, ilk derece mahkemesince kurulan
hükümde tanınan haciz ve satış yetkisinin salt dayanak takip dosyasındaki alacak
miktarı ile sınırlandırılmamasının usul ve yasaya aykırı olduğu– .................................. 752
153) Davacının bu davayı açmaktaki asıl amacının, muvazaalı olduğunu iddia ettiği
işlemin iptali ile borçludan olan alacağını tahsil etme imkanını elde etmesi diğer bir
ifade ile 283/1. maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın
davacının dava konusu tasarruf üzerinde haciz ve satışını isteyebilmesi hakkını elde
etmek olduğu– Somut olayda mahkemece “cironun muvazaalı olarak yapıldığının
tespiti ile tasarrufun iptaline, İİK 283/1 maddesi kıyasen uygulanarak davacıya
haciz ve satışını isteyebilmesi yetkisi verilmesine" şeklinde karar verilmesi
gerekeceği– ..................................................................................................................... 754
154) İlk Derece Mahkemesinde yargılamanın devam ettiği aşamada vekili
bulunmayan davalı adına, mahkemece karar verildikten bir gün sonra dosya
kapsamına vekaletname sunulmuş olduğu, ancak bu davalının istinaf başvurusunda
bulunmadığı anlaşıldığından, karara yönelik istinaf başvurusu olmayan davalı
lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu– Tasarrufun iptali
davalarında dava değerini, takibe konu alacak miktarı ile iptali istenilen tasarrufun
tasarruf tarihindeki gerçek değerinden hangisi az ise o değerin oluşturduğu ve
dolayısıyla vekalet ücretinin de dava değerini oluşturan bu bedel üzerinden
hesaplanması gerektiği– ................................................................................................. 756
155) Davacının bu davadaki amacının, yaptığı icra takibi nedeniyle alacağını tahsil
edebilmek için yapılan taşınmaz satışının kendisi yönünden geçersizliğini sağlamak
olduğu, davacının bu hakkının ayni değil şahsi sonuç doğurduğu, davada tasarrufun
iptali sebeplerinin olması halinde İİK’nun 283/1. maddesi uyarınca iptal ve tescil
olmaksızın, dava konusu gayrimenkule ilişkin hisselerin haciz ve satışına karar
verilmesi gerekeceği– Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi halinde
İİK’nun 280. maddesi gereğince dava konusu gayrimenkullerdeki davalı (B)'nin
miras payına düşen ve mirasın reddi hükümleri gereğince diğer davalı (C) adına
intikal eden hisseler yönünden "tasarrufun iptali ile davacı alacaklıya .... 13. İcra
Müdürlüğünün 2020/ Esas sayılı icra dosyası ile .... 13. İcra Müdürlüğünün 2020/
Esas sayılı icra dosyasındaki alacak ve fer'ileriyle sınırlı olarak haciz ve satış yetkisi
verilmesine karar verilmesi" gerekeceği– Kararda infazda tereddüt yaratacak
şekilde, yalnızca "tasarrufun iptaline ve cebri icra yetkisi verilmesine" karar
verilmesi doğru olmadığı– .............................................................................................. 759
156) İİK 277. maddesinde sözü edilen iptal davalarının, borçlu tarafından geçerli
olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açıldığı, oysa muvazaa
davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu
tespit ettirmeyi amaçladıkları– İİK 277 ve devamı maddelerine dayalı açılmış
tasarrufun iptali davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının
gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen
tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış
kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK. m. 277) bulunması gerektiği– BK 19
muvazaa hukuksal nitelemesine dayalı davalarda ise; 3.kişinin danışıklı işlem ile
hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde
bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesini önlemek amacıyla
danışıklı bir işlem yapılması gerektiği– Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra
takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek bulunmadığı– İİK 277 ve
devamına göre açılan tasarrufun iptali davalarında davacının borçludaki alacağının
gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olmasının bir 'dava
şartı' olduğu– Davanın dayanağı olan icra dosyasının, imha edilmek üzere ...
Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmiş olmasının mahkemece değerlendirilmesi
gerekeceği– ..................................................................................................................... 762
157) Tavzih talebine karşı verilen kararlara karşı istinaf kanun yoluna gelinmesine
engel bir düzenleme bulunmadığı, burada irdelenmesi gereken konunun, talebin
tavzihe konu olup olamayacağı ve mahkemece verilen ek kararın yerinde olup
olmadığı– ........................................................................................................................ 765
158) İlk derece mahkemesince ihtiyati haciz talebinin kısmen kabulüne karar
verilmiş olması, davanın esası bakımından "yaklaşık ispat" koşulunun
gerçekleştiğinin mahkemece de kabul edildiğini göstermektedir. Ne var ki;
tasarrufun iptali davalarının temel amacı olan alacağın tahsilini güvence altına alma
fonksiyonu gözetildiğinde, ihtiyati haczin sadece taşınır ve taşınmaz mallarla
sınırlandırılması, özellikle davanın bedele dönüştüğü hallerde davacı tarafın hak
arama hürriyetini ve tahsilat kabiliyetini kısıtlayıcı mahiyet taşıdığı, hal böyle
olunca, davalılar arasındaki akrabalık bağı ve yaklaşık ispatın varlığı dikkate
alınarak, davacı tarafın sunduğu teminatın borcun tamamı dikkate alarak takdir
edildiği gözetildiğinde, ihtiyati haciz kapsamının davalı üçüncü kişinin banka
hesapları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarını da kapsayacak şekilde
genişletilmesi gerektiği sonucuna varıldığı– .................................................................. 768
159) Davalı borçlunun 6 adet taşınmazı üzerine 1. dereceden haciz koymuş olan
davalı/alacaklının, taşınmazların kıymeti bilirkişi ile belirlenerek, bu taşınmazların
davacının alacağını karşılayıp karşılamadığı belirlenerek davacının muvazaalı
işlemin iptali davasını açmakta hukuki yararı olup olmadığının tespiti gerekeceği– ..... 772
160) Danışıklı bir hukuki işlem ile üçüncü kişilere zarar verilmesi, onlara karşı
işlenmiş bir haksız eylem niteliğinde olduğundan, kural olarak danışıklı işlem
(muvazaalı muamele) nedeniyle hakları zarara uğratılan üçüncü kişilerin, tek taraflı
veya çok taraflı olan bu hukuki işlemlerin geçersizliğini "ileri sürebilecekleri"–
TBK’nun 19. maddesinde tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı
muvazaalı işlemin iptali istemine ilişkin davada, mahkemece, İİK’nun 283.
maddesi hükmü gereğince, davacının dava konusu taşınmazların haczini ve satışını
isteyebilmesi yönünde hüküm oluşturulması gerektiği– ................................................. 774
161) 6183 sayılı yasanın 24 ve devamı maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali
istemi– Şirket hisselerinin satışının İİK’nun 280/3. maddesinde yazılı olan ticari
işletmenin devri niteliğinde olduğu, iptal davasını açan alacaklıya devir, satış veya
terk tarihinden en az üç ay evvel keyfiyetin yazılı olarak bildirildiği veya ticari
işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhaları asmakla beraber Ticaret Sicili
Gazetesiyle; bu mümkün olmadığı takdirde bütün alacaklıların ıttılaını temin
edecek şekilde münasip vasıtalarla ilan olunduğuna dair herhangi bir delil
sunulamadığı, bu nedenle davaya konu tasarrufların iptale tabi olduğu– Yargılama
devam ederken vefat eden davalının mirasının tüm mirasçıları tarafından
reddedildiği tespit edildiğinden, davanın bu davalı yönünden usulden reddine, diğer
davalılar..... yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği– Mahkemece
"dava konusu limited şirket hisselerinin devrine ilişkin tasarrufların iptali ile davacı
alacaklıya tasarruf tarihine kadar olan alacak ve fer'ileri ile sınırlı olmak üzere bu
limited şirket hisseleri üzerinde haciz ve satış yetkisi verilmesine" karar verilmesi
gerekirken kararda yalnızca 'tasarrufun iptaline' karar verilmesinin doğru
olmadığı– ........................................................................................................................ 777
162) Davalılar arasında aynı ilçede müteahhitlik yaptığı iddiası dışında başkaca bir
tanıdıklık, iş ilişkisi de olduğu somut deliller ile ortaya konulamadığı– Davalı
borçlunun eşi tarafından aralarında başkaca bir iş ilişkisi olup olmadığı
değerlendirilmeksizin verilen çeklerin neye dayalı olarak verildiği de
belirlenmeksizin veya davalı borçlu ile davalı üçüncü kişi arasında herhangi bir iş
ilişkisi veya tanıdıklık ilişkisi olup olmadığı somut deliller ile belirlenmeksizin,
"çeklerin dava konusu gayrımenkulün satışına dair olmadığı, bu sebeple de dava
konusu gayrımenkulünün tapuda gösterilen değeri ile tasarruf tarihindeki gerçek
değeri arasında misli aşan farkın bulunduğu" gerekçesi ile davanın kabulüne karar
verilmesinin hatalı olduğu– Mahkemece ayrı ayrı bent olarak tazminata
hükmedilmesinin de hatalı olduğu– ................................................................................ 779
163) Tasarrufun iptali davasında, kararda infazda tereddüt yaratacak şekilde, icra
takip dosyası belirtmeksizin yalnızca 'tasarrufun iptaline ve cebri icra yetkisi
tanınmasına' karar verilmesinin hatalı olduğu– .............................................................. 782
164) Somut olayda; eldeki dava açıldıktan sonra davalı borçlu şirketin; … Asliye
Hukuk Mahkemesinin 27.03.2024 tarih, 2024/33 E.– 2024/… K. sayılı kararı ile
iflasına karar verildiği, kararın 18.09.2024 tarihinde kesinleştiği, iş bu davadan iflas
idaresinin haberdar edilmediğinin anlaşıldığı– Mahkemece, bir ara kararı ile ikinci
alacaklılar toplantısından on gün sonraki bir tarihe kadar durmasına karar
verilmesinin gerekip gerekmediği, ayrıca TBK’nun 513. hükümleri gereğince
iflasın açılması ile vekilin temsil ve vekalet görevi sona ermiş olması karşısında
mahkemece iflas idaresinin usulüne uygun tebligatla davadan haberdar edilip taraf
teşkili sağlandıktan sonra ve davaya devam edip etmeyeceği, davacı alacaklıya
davayı takip etme yetkisi verilip verilmeyeceği, davacı alacaklıya İİK’nun 245. ve
255/2. madde gereğince davayı takip konusunda aldığı belge varsa sunması için süre
verilmesi, sunulduğu takdirde davanın esasının incelenmesi, sunulmadığı takdirde
davanın iflas idaresine ihbarı ile taraf teşkilinin sağlanması ve iflas idaresinin
huzuru ile davaya devam edilerek davanın esasının incelenmesi ve hükmün iflas
idaresi lehine veya aleyhine kurulması gerekeceği– ....................................................... 784
165) Davalı borçlu şirketin; … Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.03.2024 tarih,
2024/33 E.– 2024/106 K. sayılı kararı ile iflasına karar verildiği, kararın 18.09.2024
tarihinde kesinleştiği, iş bu davadan iflas idaresinin haberdar edilmediğinin
anlaşıldığı– Mahkemece, bir ara kararı ile ikinci alacaklılar toplantısından on gün
sonraki bir tarihe kadar durmasına karar verilmesinin gerekip gerekmediği, ayrıca
TBK’nun 513. hükümleri gereğince iflasın açılması ile vekilin temsil ve vekalet
görevi sona ermiş olması karşısında mahkemece iflas idaresinin usulüne uygun
tebligatla davadan haberdar edilip taraf teşkili sağlandıktan sonra ve davaya devam
edip etmeyeceği, davacı alacaklıya davayı takip etme yetkisi verilip verilmeyeceği,
davacı alacaklıya İİK’nun 245. ve 255/2. madde gereğince davayı takip konusunda
aldığı belge varsa sunması için süre verilmesi, sunulduğu takdirde davanın esasının
incelenmesi, sunulmadığı takdirde davanın iflas idaresine ihbarı ile taraf teşkilinin
sağlanması ve iflas idaresinin huzuru ile davaya devam edilerek davanın esasının
incelenmesi ve hükmün iflas idaresi lehine veya aleyhine kurulması gerekeceği– ........ 787
166) 6183 sayılı Yasa'nın 24 vd. maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali istemine
ilişkin davalarda, mahkemece konusunda uzman bilirkişiden, tasarruf tarihi itibari
ile doğmuş idari para cezası borcunun tespiti yapılarak, tasarruf tarihi itibari ile
doğmuş olan idari para cezası aslı ve fer'ileri üzerinden iptal kararı verilmesi
gerekeceği– 1136 sayılı Avukatlık Kanunun 168. maddesinde değişiklik yapan
5904 sayılı Yasa'nın 35. maddesi “6183 sayılı Yasanın uygulanmasından doğan her
türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir” hükmü gereğince
maktu vekalet ücreti takdiri gerekirken nispi vekalet ücreti takdir edilmesinin
isabetli olmadığı– ........................................................................................................... 790
167) Tefecilik suçuna dair olan dosyanın kapsamı incelendiğinde, ekonomik olarak
zor durumda bulunan ve kendisiyle herhangi bir yakınlığı bulunmayan davalı
borçlunun, diğer davalıya değişik tarihlerde çok miktarda borç para verdiği, faizle
borç para verme ilişkisini gizlemek için davalının, davalı borçluya araba satmış gibi
gösterdiğinin anlaşıldığı– Davalı ...nın davalı 3. kişi şirketin sahibi, diğer davalı 4.
kişinin ise hem 3. kişi şirketim muhasebecisi, hem de davalı üçüncü kişinin
amcasının oğlu olduğu, bu davalıların aynı bölgede gıda toptancılığı yaptığı
hususları da beraber değerlendirildiğinde, davalı 3. kişi şirketin, davalı 4. kişinin ve
diğer davalının davalı borçlunun İİK 280. madde kapsamında alacaklıya zarar
verme kastıyla taşınmazını sattığını bilebilecek kişilerden olduğu– Bedele dönüşen
davada davalı üçüncü kişi şirket ile davalı dördüncü kişinin dava konusu taşınmazı
elinden çıkardıkları tarihteki gerçek değeri oranında bedelle (davacının alacak ve
ferileriyle sınırlı olmak üzere) sorumlu tutulmalarına ve yargılama giderleri işe
vekalet ücretinden davalıların müşterek müteselsil sorumluluğuna karar verilmesi
gerektiği– Davanın bedele dönüşmesi halinde üçüncü kişi tarafından taşınmazın
elden çıkarıldığı gerçek değeri olan miktara da dava tarihinden itibaren faiz
yürütülerek karar verilmesinin hatalı olduğu– ................................................................ 792
168) Mahkemece yapılacak işin; yine tarafları ve tasarruf konusu taşınmazları aynı
olan bir başka davada Yargıtay Kapatılan 17. Hukuk Dairesinin 10.07.2018 tarih ve
2017/3067 E., 2018/6981 K. sayılı dosyasında da emsal bozma kararı verilmiş olup,
bu bozma ilamında belirtilen hususlar ile yukarıda belirtilen bozma ilamındaki tüm
hususlar ayrı ayrı tartışılarak, sonucuna göre bir karar vermekten ibaret olduğu– ......... 798
169) TBK m. 19 gereğince muvazaa hukuksal sebebine dayalı tasarruf işleminin
iptali istemine ilişkin davanın kabulü halinde, davacının asıl amacı, muvazaalı
olduğunu iddia ettiği işlemin iptali ile borçludan olan alacağını tahsil etme imkanını
elde etmesi olduğundan İİK m. 283/1 kıyasen uygulanarak "iptal ve tescile gerek
olmaksızın, davacıya, dava konusu tasarruf üzerinde haciz ve satış isteme yetkisi
tanınmasına" karar verilmesi gerekeceği– "TBK m. 19 hükmüne göre açılan
davanın kabulü halinde 'işlemin geçersizliğinin tespitine' karar verilmesi gerektiği
şeklindeki karşı görüşün benimsenmediği– .................................................................... 801
170) Tasarrufun iptali davasının kabulü halinde, mahkemece dava konusu
gayrimenkulün davalılar arasındaki satış işlemine ilişkin tasarrufun iptali ile davacı
alacaklıya icra dosyasındaki alacak ve fer'ileriyle sınırlı olarak haciz ve satış yetkisi
verilmesine karar verilmesi gerekirken, kararda infazda tereddüt yaratacak şekilde
yalnızca 'tasarrufun iptaline ve cebri icra yetkisi verilmesine' şeklinde karar
verilmesinin hatalı olduğu– ............................................................................................ 804
171) 6100 sayılı HMK’nun 297. maddesi uyarınca; hükmün sonuç kısmında,
gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında
verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında;
açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin gerekli olduğu; bu
yönün, kamu düzenine ilişkin olduğu– ........................................................................... 806
172) Tasarrufun iptaline ilişkin ilamda hükmedilen tazminat ve fer'ilerine ilişkin
alacak kalemlerinin ilk takip dosyası üzerinden tahsili mümkün iken ayrı bir takibe
konu edilmesi durumunda ikinci takibin iptaline karar verilmesi gerektiği–.................. 808
173) Borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı iptale tabi tasarrufları, üç grup
altında ve İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenmiş olduğu– Ancak, bu
maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar, sınırlı olarak sayılmış olmadığı–
Kanunun, iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi
tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hakimin takdirine bırakmış
olduğu– Bu yasal nedenle de, davacı tarafından İİK.nun 278, 279 ve 280.
maddelerinden birine dayanılmış olsa dahi, mahkeme bununla bağlı olmayıp, diğer
maddelerden birine göre iptal kararı verebileceği– Öte yandan, tasarrufun iptali
davalarında 3. kişinin borçludan satın aldığı malı elinden çıkarması ve satın alan
dördüncü kişinin davaya dahil edilmemesi ya da davaya dahil edilmekle birlikte iyi
niyetli olduğunun anlaşılması halinde İİK’nun 283/2 maddesi uyarınca bedele
dönüşen davada üçüncü kişinin dava konusu malı elinden çıkardığı tarihteki gerçek
değeri oranında bedelle sorumlu tutulması gerektiği– Aynı şekilde davalı 3.kişinin
borcundan dolayı dava konusu taşınmazın cebri icra yolu ile satılması halinde de
davalı 3. kişinin bu bedel ile sorumlu tutulduğu– ........................................................... 810
174) TBK’nun 19. maddesinde tanımını bulan "muvazaa hukuksal nedenine dayalı
muvazaalı işlemin iptali istemi"ni içeren davada, dilekçeler aşamasında iddianın
serbestçe genişletilebileceği–.......................................................................................... 812
175) Dava konusu mirastan feragat sözleşmelerin ivazsız yapıldığı, davalı
borçlunun alt soyunun bulunduğu, davalı borçlunun alacaklılarından tereke
mallarını kaçırmak üzere yapılan muvazaalı işlemler olduğu ve davalılar arasında
mirastan feragat edecek geçerli bir sebebin de ileri sürülmediği, borçlu davalının
mal varlığına girmesi gereken miras payından feragat edilerek bu miras payından
alacaklıların alacağını tahsil etmesinin engellendiği uyuşmazlıkta, mahkemece, İİK
277 vd.na göre dosyanın incelenerek karar verilmesi gerekirken 'davacının bu
davayı açmakta hukuki yararı olmadığı' gerekçesi ile davanın reddine karar
verilmesinin hatalı olduğu– ............................................................................................ 815
176) Davacı tarafından "davalılar arasında tanışıklık ilişkisi olduğu ve tasarrufun
İİK m. 280/1 gereğince iptale tabi bulunduğuna" dair beyanları araştırılmaksızın,
İİK. m. 277 vd. maddelerinin nasıl değerlendirildiği, ne gerekçe ile davanın
kabulüne karar verildiği belirtilmeksizin karar verilmesinin hatalı olduğu– .................. 817
177) İİK’nun 282.maddesi gereğince borçlu ile hukuki işlemde bulunan üçüncü
kişi mecburi dava arkadaşı olup davada haksız çıkmaları halinde yargılama
giderinden birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olmaları gerekeceği–
Tasarrufun iptali davalarında vekalet ücreti takip konusu alacak miktarı ile iptali
istenen tasarrufun tasarruf tarihindeki değeri karşılaştırılarak düşük olan değer
üzerinden nispi olarak hesaplanması gerekeceği– .......................................................... 819
178) Tasarrufun iptaline, alacaklının icra dosyasındaki alacak ve ferileri ile sınırlı
olmak üzere cebri icra yetkisini tanınmasına ilişkin ilam dolayısı ile alacaklı
tasarrufun iptaline konu menkuller üzerine haciz koyup cebri icra yolu ile ilgili icra
dosyası üzerinde satışın yapılması ile elde edilecek ihale bedeli üzerinden alacağını
tahsil edeceği–Tasarrufun iptali davasının, İİK. m. 283/2 uyarınca üçüncü kişinin
elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere ilişkin olması durumunda,
değerler nispetinde üçüncü şahıs aleyhinde davacının alacağından fazla olmamak
üzere nakten tazmine hükmedilmesinin söz konusu olacağı, ancak bu durumda
üçüncü kişiye icra emri gönderilerek ilamda hükmedilen miktarın tazmin edilmesi
gerektiği–Tasarrufun iptali kararında (İİK. m. 283/2) üçüncü kişi aleyhine
hükmedilen bir tazminat olmadığı, hükümde "şikayetçi üçüncü kişilerin icra
dosyasında borçlu ile birlikte müteselsilen sorumlu tutulmalarına" ibaresinin
bulunduğu uyuşmazlıkta; tasarrufun iptaline konu hükmedilen cebri icra ile satış
suretiyle dosya borcunun ödenmesi halinde, takip borçlusunun borcundan
kurtulacağı veya takip borçlusunca dosya borcunun ödenmesi halinde üçüncü
kişilerin borcundan kurtulacağı anlaşıldığından, üçüncü kişilerden tazminatın
tahsiline ilişkin bir hüküm içermediğinden bu takip dosya borcunun tahsili için
üçüncü kişilere icra emri çıkartılması sonucuna ulaşılamayacağı– Tasarruf iptali
kararında tasarrufa konu menkullerin bedeli üzerinden üçüncü kişi aleyhine
tazminata hükmedilmesinin de söz konusu olmadığı– İptal edilen tasarrufa konu
hisselerin satışı sonrası elde edilen satış bedelinden alacaklının fer'ileri ile birlikte
takip alacağı ve tasarruf iptal davasında alacaklı lehine hükmedilen yargılama
giderlerinin ödeneceği, geriye para artar ise bu paranın şikayetçi üçüncü kişiye
ödeneceği– Mahkemece, dosya borçlusu olmayan ve borcu ödemekle yükümlü
olmayan üçüncü kişi şikayetçilerin şikayetlerinin kabulü ile icra emrinin iptaline
karar verilmesi gerektiği– ............................................................................................... 825
179) Adi yazılı protokol ve bonoların her zaman düzenlenmesi mümkün
bulunduğundan, somut olayın özelliği de gözetildiğinde tasarrufun iptali davasında
itibar edilemeyeceği– Bono bedeli dava dışı kişiye ödenmişse de harici satım
sözleşmesinin ve bononun her zaman düzenlenebilir nitelikte olması, üçüncü kişiye
yapılan ödemenin dava açıldıktan sonra yapılması, davalıya ödeme yapıldığının da
ispat edilememesi birlikte değerlendirildiğinde, taşınmazın tapuda gösterilen değeri
ile tasarruf tarihindeki gerçek değeri arasında misli aşan fark olduğu kabul edilerek,
İİK. m. 278/III– 2'de edimler arasındaki aşırı farkın bağışlama hükmünde sayılıp
yapılan tasarrufun iptale tabi olduğu öngörüldüğünden davanın kabulü ile
tasarrufun iptaline karar verilmesi gerektiği– ................................................................. 834
180) Davalı– borçlu ile diğer davalı üçüncü kişi arasında "zorunlu dava arkadaşlığı"
bulunduğundan, aleyhlerine açılan davanın reddi halinde, davalılar vekili lehine tek
vekalet ücretine hükmedilmesi gerekeceği– ................................................................... 837
181) Aynı sebeplerden aynı olaydan kaynaklanan tasarrufun iptali davalarında
temyizde kesinlik sınırının belirlenmesinde (dava konusu gayrimenkulün tasarruf
tarihindeki gerçek değeri, takip dosyalarının toplam değerinden fazla olduğundan)
dava konusu icra dosyalarının takip çıkış toplam değeri(38.856,55 TL+4.448,94
TL= 43.305,49 TL) üzerinden dikkate alınması gerektiği, İlk Derece Mahkemesi
kararının istinaf incelemesine tabi olmasına rağmen istinaf taleplerinin 'kesinlik
sebebi' ile reddine karar verilmesinin hatalı olduğu– ..................................................... 839
182) Tasarrufun iptali davasının kabulü halinde 'sadece' borçlu tarafından yapılan
tasarrufun takip konusu alacak ve ferileri ile sınırlı olarak iptali gerekeceği–
Mahkemece 'sadece' davalı borçlunun kanuni hissesinin devrine ilişkin tasarrufun
iptaline karar verilmesi gerekirken, davalı borçluya ait olmayan dolayısı ile dava
konusu olmayan hisselerin de iptaline karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı
olduğu– ........................................................................................................................... 841
183) İİK'nun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında
amacın; borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı
tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya
karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla
alacağın tahsilini sağlamak olduğu– Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde,
tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder
ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın
düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebileceği–Bu yasal
nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte,
yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili olmadığı–
İİK’nun 283/II maddesine göre de iptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış
olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü
şahıs nakden tazmine (davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahkûm
edilmesi gerekeceği–Bu ihtimalde 3. kişinin sorumlu olduğu miktar, elden çıkarılan
malın o tarihteki gerçek değeri olduğu– Bir başka anlatımla dava ve tasarrufa konu
malı elinde bulunduran şahsın kötü niyetli olduğunun kanıtlanamaması halinde
dava tümden reddedilmeyip borçlu ile tasarrufta bulunan şahıs tasarrufa konu malı
elinden çıkardıkları tarihteki gerçek değeri oranında ve alacak miktarı ile sınırlı
olarak tazminata mahkum edilmeleri gerekeceği–Bu tür davaların dinlenebilmesi
için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra
takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra
yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin
(İİK.'nun 277 md) bulunması gerektiği–Bu ön koşulların bulunması halinde ise
İİK.'nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı
araştırılması gerekeceği– ................................................................................................ 843
184) 6183 sayılı Yasanın uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık
ücreti tutarının maktu olarak belirleneceği– ................................................................... 846
185) TMK m. 562 uyarınca miras bırakan tasarruf edebileceği kısmı aştığında payı
zedelenen mirasçı veya mirasın geçtiği tarihte elinde ödemeden aciz belgesi
bulunan alacaklıların, alacaklarını elde edebilmek için mirasçıya tanınan süre
içerisinde tenkis davası açabileceği– İptali istenen vasiyetname borçlunun babası
mütevaffa tarafından düzenlendiğinden, TBK m. 19 veya İİK m. 277 vd. uyarınca
değil, davacı tarafından terditli olarak açılan davada TMK m. 562 uyarınca
dayanılan diğer sebebin dikkate alınarak sonuca gidilmesi gerektiği– Davalı
borçlunun alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile kendisine kalması gereken miras
payının murisi babası tarafından borçlunun kardeşi olan diğer mirasçılar mirasçı
sıfatı bulunmayan diğer kişiye devredilmesini düzenleyen vasiyetnamenin iptali
istemine ilişkin davada, mahkemece davacı alacaklıya İİK m. 94 uyarınca diğer icra
dosyasından da yetki alması için süre verilmesi gerektiği– ............................................ 847
186) TBK’nun 19. maddesine göre dava açılabilmesi için İİK’nun 277 ve devamı
maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davasından farklı olarak davacının
kesinleşmiş bir alacağının veya yasadan doğan (miras payı gibi) bir talep hakkının
varlığının ön koşul olmadığı– Ancak davacının bu davayı açmakta hukuki yararı
olması için davalıdan bir alacağının veya yasadan doğan (miras payı gibi) bir talep
hakkının olması gerektiği– Öte yandan, davacının bu davadaki amacı alacağını
tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin
hükümsüzlüğünü sağlamak olduğu– Bu durumda mahkemece öncelikle, davacının
davalıdan bir alacağı olup olmadığı, bir başka deyişle davada hukuki yararının
ortadan kalkıp kalkmadığının tespiti gerektiği– Somut olayda, davalı borçlunun
aciz halinin ispatlanamayıp, dava konusu taşınmazlara hissedar olan, dava dışı
üçüncü kişilerin aynı gün hisse devri yaptıklarının anlaşılmasına, bu durumun
davalı– alıcı iddiaların doğruladığının ve muvazaa iddiasının davacı tarafça ispat
edilemediğinin anlaşılmasına göre, davacı vekili tarafından yapılan istinaf itirazları
yerinde görülmemiş olup başvurunun HMK’nun 353/1– b,1. maddesi gereğince
esastan reddine karar verilmesi gerektiği– ...................................................................... 850
187) Tasarrufun iptali davalarında, davacı– alacaklının birden fazla borçlusu varsa;
iptal davası açılırken hangi borçlunun işleminin iptali talep ediliyorsa aciz hali onun
malvarlığı dikkate alınarak belirlenme ve sadece aleyhinde dava açılan borçlu
hakkında aciz vesikası alınmasıyla yetinilmesi gerekeceği– Bölge Adliye
Mahkemesince bedel farkından kabule karar vermişse de İİK 278/2'ye göre tasarruf
tarihi ile haciz tarihi arasında 2 yıllık süre bulunması gerekmesine göre ve Bölge
Adliye Mahkemesince aciz tarihini 05.11.2018 tarihli aciz vesikasına dayandırarak
İİK 278/2'ye göre karar verilmesinin doğru görülmediği– İİK madde 279'a göre
iptale karar verebilmek için de 1 yıllık süreye riayet edilmesi gerekir. Yine Bölge
Adliye Mahkemesi tarafından kabul edilen aciz vesikası tarihine göre karar
verilmesi doğru değil ise de yukarıda da belirtildiği üzere davalı borçlular aleyhine
düzenlenmiş haciz tutanakları ile tasarruf tarihleri arasında 1 yıllık sürenin
geçmediğinin anlaşılmış olmasına göre davalılar arasındaki tasarrufun İİK madde
279/2. gereğince iptale karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı– ................... 853
188) İİK'nun 282.maddesi gereğince borçlu ile hukuki işlemde bulunan üçüncü kişi
mecburi dava arkadaşı olup davada haksız çıkmaları halinde yargılama giderinden
birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olmaları gerektiği– Tasarrufun iptali
davalarında vekalet ücretinin takip konusu alacak miktarı ile iptali istenen
tasarrufun tasarruf tarihindeki değeri karşılaştırılarak düşük olan değer üzerinden
nispi olarak hesaplanması gerekeceği– ........................................................................... 856
189) Davalıların ticari defterleri incelenerek aralarında ticari iş ilişkisi veya başkaca
bir ilişki olup olmadığı, davalının davalı borçlu şirketin durumunu İİK. m. 280/1
gereğince bilen veya bilmesi gereken kişi olup olmadığının araştırılması gerektiği–
Dava konusu gayrimenkulün tasarruf tarihindeki gerçek değerini belirlemek için
dosyadan aldırılan bilirkişi raporunda üzerinde fabrika binası olduğu
belirtildiğinden, İİK. m. 280/3 gereğince ticari işletme devri hususunun
değerlendirilmesi gerektiği– ........................................................................................... 860
190) Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarına göre edimler arasında aşırı bir oransızlıktan
söz edebilmek için malın satış tarihinde borçlu aleyhine edimler arasında en az bir
misli fark bulunması gerekeceği– Davacı tarafından davalı borçlu aleyhine
düzenlenmiş 28.12.2016 tarihli kesin borç ödemeden aciz vesikasının dosyaya ibraz
edilmiş olmasına göre; davacının aciz vesikasına bağlanan 205.217,60 TL
üzerinden vekalet ücreti ve harca hükmedilmesi gerektiği– 'Tasarrufun iptaline'
ilişkin davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek
olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen
tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış
kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK’nun 277 md) bulunması gerekeceği– Satılan
taşınmaz üzerinde ipotek ve haciz kayıtları varsa, alıcı taşınmazı bu kayıtlarla
yükümlü olarak satın almış sayılacağı– Bu nedenle oransızlığın belirlenmesinde
tapu kaydındaki ipotek ve haciz miktarının da göz önünde tutulması gerekireceği– ..... 862
191) Dava konusu taşınmazların davalı üçüncü kişi tarafından davalı dördüncü
kişilere devredildiği, davalı dördüncü kişilerin kötüniyetlerinin ispatlanamadığı
uyuşmazlıkta, dava bedele dönüştüğünden, İİK. m. 283/2 uyarınca üçüncü kişinin
davacının alacağından fazla olmayacak şekilde dava konusu malı elinden çıkardığı
tarihteki gerçek değeri oranında bedelle sorumlu tutulması ve davacının bu davanın
dayanağı olan takipte, alacağın faiz ve ferilerini zaten talep ettiği nazara alınarak,
asıl alacak ve ferilerinden oluşan miktara, ikinci kez faiz yürütülmemesi gerekirken,
asıl alacak ve ferilerinden oluşan miktara, ikinci kez faiz yürütülecek şekilde karar
verilmiş olmasının doğru olmadığı– ............................................................................... 865
192) 6183 sayılı Yasanın 24 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali
davalarında dava kabul edildiği takdirde tasarruf tarihine kadar olan vergi borcu
ferileriyle hesaplanarak bu miktar üzerinden tasarrufun iptaline karar verilmesi
gerekeceği– Tasarruf tarihi itibariyle vergi borcunun tespit edilememesi halinde
davanın reddine karar verilmesi gerekeceği– ................................................................. 868
193) Davalıların ticari defterleri incelenerek aralarında ticari iş ilişkisi veya başkaca
bir ilişki olup olmadığı, davalının davalı borçlu şirketin durumunu İİK. m. 280/1
gereğince bilen veya bilmesi gereken kişi olup olmadığının araştırılması gerektiği–
Dava konusu gayrimenkulün tasarruf tarihindeki gerçek değerini belirlemek için
dosyadan aldırılan bilirkişi raporunda üzerinde fabrika binası olduğu
belirtildiğinden, İİK. m. 280/3 gereğince ticari işletme devri hususunun
değerlendirilmesi gerektiği– ........................................................................................... 871
194) Mahkemece verilen tedbir kararında "tedbirin cebri satışa engel olduğuna" dair
bir ibare yer almadığından, tapu kaydına düşülen şerhin cebri icra yolu ile yapılacak
satışa engel olmayacağı, mahkemenin, aksi yöndeki cevabının da sonuca bir
etkisinin bulunmadığı– ................................................................................................... 873
195) Davalı borçluya ait bilinen adreste tutulan haciz tutanağının İİK. m. 105
kapsamında geçici aciz belgesi niteliğinde olduğu– İptali istenilen taşınmazın
111.760,00 TL bedelle üçüncü kişiye, onun tarafından da satın aldıktan 3 gün sonra
112.000,00 TL bedelle dördüncü kişiye devredildiği, bilirkişi raporuna göre dava
konusu gayrimenkulün davalılara devredildiği tarihteki gerçek değerinin ise
325.000,00 TL olduğu– İİK m. 278/III– 2'de edimler arasındaki aşırı farkın
bağışlama hükmünde sayılıp yapılan tasarrufun iptale tabi olduğu– Üçüncü kişi
tarafından taşınmazın tasarruf tarihindeki bilirkişilerce belirlenen gerçek değerinin
ödendiği yasal ve inandırıcı delillerle kanıtlanamaması ve edimler arasında fahiş
farkın bulunduğu hallerde üçüncü kişinin iyi niyet iddiasının dinlenemeyeceği–
Mahkemece davalı üçüncü kişiye yapılan tasarruf yönünden; misli aşan bedel
farkının bulunmasına göre davanın kabulüne, davalı dördüncü kişi ile davalı borçlu
arasında iş, arkadaşlık, tanıdıklık gibi herhangi bir ilişkinin, kötü niyetinin olduğu
davacı tarafından ispatlanamadığından, davalı dördüncü kişi yönünden davanın
reddine, İİK m. 283/1 gereğince de; dava konusu gayrimenkulün davalı üçüncü kişi
tarafından davalı dördüncü kişiye devredildiği tarihteki gerçek değeri olan
325.000,00 TL'nin icra dosyadaki alacak ve fer'ileri ile sınırlı olmak üzere davalı
üçüncü kişiden tahsiline karar verilmesi gerektiği– ........................................................ 875
196) Tasarrufun iptali istemiyle açılan davada; davalılardan biriyle borçlu arasında
enişte–kayın ilişkisi bulunması ve işlemin kredi temini amaçlı muvazaalı olduğunun
anlaşılması karşısında bu davalı yönünden davanın kabulü gerekirken
reddedilmesinin hatalı olduğu; diğer iki davalı yönünden ise borçlu ile aralarındaki
ticari ilişki, komşuluk ve aynı çevreden olma olguları gözetilerek, İİK’nun 280/1.
maddesi kapsamında borçlunun mali durumunu ve alacaklıları ızrar kastını
bilebilecek kişilerden olup olmadıkları hususunda eksik inceleme ile hüküm
kurulmasının isabetsiz olduğu gerekçesiyle kararın bozulması gerektiği– ..................... 878
197) Ana para ipoteğinde, taraflar arasındaki temel ilişkiden doğmuş bulunan bir
alacağın teminat altına alındığı– Temel borç ilişkisinin geçersiz olması dolayısı ile
alacak doğmadıysa, yapılan tescilin, görünürdeki alacaklı lehine bir rehin hakkını
doğurmayacağı– Tapudaki tescilin alacağı doğurmayacağı ve alacağın varlığı için
bir delil teşkil etmeyeceği– Rehinli alacaklının, rehin hakkını kullanmak için kişisel
alacağını da ispat etmesi gerekeceği– Bu konuda açılmış olan itirazın iptali
davasında ispat yükünün davacı–alacaklıda olduğu– ..................................................... 883
198) Borçlunun üçüncü kişi nezdinde doğması muhtemel (müstakbel) alacaklarının,
İİK’nun 78. maddesi kapsamında haciz müzekkeresi ile değil, ancak İİK’nun 89.
maddesi uyarınca haciz ihbarnamesi gönderilerek haczedilebileceği; somut olayda
borçlunun henüz doğmamış KDV iadesi alacağı için haciz müzekkeresi
gönderilmesinin geçerli bir haciz tesis etmediği ve bu nedenle şikayetin kabul
edilerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi gerektiğinden direnme kararının
bozulması gerektiği– ....................................................................................................... 887
199) Somut olayda "satışın iptaline" karar verilmesi için iki husus ileri sürülmüştür:
Birinci husus; "satışı gerçekleştiren kişinin, işlem tarihinde fiil ehliyetine sahip
olmadığı" iddiasıdır. Satışı gerçekleştiren şirket temsilcisi tapudaki devir işlemleri
sırasında fiil ehliyetini haiz değilse de, bu kişinin gerek şirketin Genel Kurulu
gerekse Yönetim Kurulu tarafından alınan kararlar ve Rekabet Kurulu'ndan alınan
izin doğrultusunda söz konusu devir işlemlerini gerçekleştirdiği anlaşıldığından,
09.03.1955 T. 22/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında öngörülen
"mümeyyiz olmayan kimse temyiz kudretini haiz olsa idi aynı surette hareket
edeceği yani normal zekalı bir insanın dahi aynı tarzda muamelede bulunabileceği"
kriterinin somut olay yönünden gerçekleşmiş olduğu, davacı anonim şirketin
tamamen kendi aldığı kararlar doğrultusunda işlem yapan yetkili temsilcisinin
yaptığı işlemin, temsilcinin işlem sırasındaki ehliyetsizliği nedeniyle geçersiz
olduğunu ileri sürmesinin "dürüst davranma" ilkesi (TMK 2) ile bağdaşmadığı–
İkinci husus; "Yapılan satışta aşırı yararlanma (gabin) bulunduğu" iddiasıdır. Aşırı
yararlanmadan (gabinden) söz edilebilmesinin; objektif unsur olan edimler
arasındaki aşırı oransızlık yanında, bir tarafın darda kalma, tecrübesizlik,
düşüncesizlik (hafiflik) hallerinin bulunması, diğer yanın ise yararlanmak,
sömürmek kastını taşıması biçiminde iki sübjektif unsurun dahi gerçekleşmesine
bağlı olduğu– Mahkemece gabin (aşırı yararlanma) iddiası yönünden gerekli
tahkikatın yapılması, taraflarca süresi içinde ve usulüne uygun şekilde bildirilip de
toplanmayan deliller varsa bunları eksiksiz şekilde toplanması ve gabin iddiası
yönünden sunulan deliller çerçevesinde bir sonuca ulaşılması gerekirken
"ehliyetsizlik nedeniyle devir işlemlerinin geçersiz olduğunun kabul edilmesinden
dolayı gabin iddiası yönünden herhangi bir inceleme yapılmaması"nın isabetli
olmadığı– ........................................................................................................................ 898
200) Tedbir kararından sonra takip başlatılması sebebiyle geçerli bir icra takibinin
varlığından söz edilemeyeceği– Davalı şirkete geçici mühlet kararı verilmiş olması,
eldeki dava yönünden olumsuz dava şartı teşkil ettiği– Bu sebeple eldeki itirazın
iptali davasında geçerli bir icra takibinin varlığından söz edilemeyeceğinden ilgili
mahkemece davanın HMK’nun 114. ve 115. maddeleri gereğince 'dava şartı
yokluğundan usulden reddine karar verilmesi'nde herhangi bir isabetsizlik
bulunmadığı– Açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf
dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak
yapılan inceleme neticesinde; taraf vekillerinin istinaf itirazlarının HMK’nun
353/1– b.1. maddesi gereğince 'esastan reddine' karar verilmesi gerekmiş olduğu– ...... 907
201) Tasarrufun iptali istemiyle açılan davada; davalı banka yönünden yapılan
taşınmaz devrinin mevcut ipotek borcuna mahsuben gerçekleştiği ve muvazaanın
ispatlanamadığı, diğer davalılar yönünden ivazlar arasında fahiş fark bulunmadığı
ve borçlu ile aralarında organik bağ veya tanışıklık ispatlanamadığı gerekçesiyle
davanın reddine; ancak davalı şirket ortağının kardeşi olan diğer davalı yönünden
İİK’nun 280/2. maddesi gereğince yakın akrabalık nedeniyle borçlunun mali
durumunu ve mal kaçırma kastını bilebilecek kişilerden olduğu ve taşınmazı elinden
çıkardığı gözetilerek tazminata hükmedilmesine dair verilen kararın onanması
gerektiği– ........................................................................................................................ 910
202) Genel kredi sözleşmesine dayalı alacağın tahsili amacıyla asıl borçlu şirket ve
müteselsil kefil aleyhine hem rehne müracaat hem de genel haciz yoluyla mükerrer
takip başlatılmasına ilişkin uyuşmazlıkta; asıl borçlu şirket yönünden İİK m. 45
uyarınca "önce rehne müracaat zorunluluğu" kuralı gereği genel haciz yoluyla takip
yapılamayacağı ancak müteselsil kefil bakımından bu zorunluluğun bulunmadığı ve
tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla genel haciz yoluyla takip yapılabileceği
gerekçesiyle yerel mahkeme kararının müteselsil kefil yönünden bozulması
gerektiği– ........................................................................................................................ 914
203) Terditli olarak açılan, İİK m. 277 vd.na göre tasarrufun iptali olmadığı takdirde
TBK'nun 19. maddesine dayalı muvazaalı işlemlerin iptali isteğine ilişkin davada,
mahkemece öncelikle İİK’nun 277 ve devamı maddelerine göre değerlendirme
yapılması, bu dava koşullarının olmadığının tespiti halinde TBK’nun 19. maddesine
göre değerlendirme yapılması gerekirken, bu yönde açılmış bir dava yokmuş gibi
karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu– ........................................................... 918
204) TBK’nun 19. maddesinde muvazaa hukuksal nitelemesine dayalı açılan
davalarda 3. kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün
benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması
ve bu alacağın ödenmesinin önlemesi amacıyla danışıklı bir işlem yapılması
gerektiği, davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa
nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamak olduğu,
muvazaaya dayalı iptal davasında davacı, muvazaalı işlemle kendisinin
zararlandırıldığını ileri sürdüğü, İİK’nun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen
iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, muvazaaya dayanarak dava
açmasına engel olmadığı, davacının iddiasını kanıtlaması halinde ise iddianın
tasarruf konusu malın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu
da gözetilerek İİK’nun 283/1,2. maddesi kıyasen uygulanarak, iptal ve tescile gerek
olmaksızın davacının taşınırların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm
kurulmasının gerekeceği, genelde denilebilir ki, borçlunun iptal edilebilecek
tasarrufları, alacaklılarından mal kaçırılmasına yönelik olarak yapılan ivazsız veya
aciz halinde yapılan tasarruflar ile alacaklılarına zarar verme kastıyla yapılan
tasarruflar olduğu– .......................................................................................................... 921
205) Davalı banka tarafından açılan tasarrufun iptali davasında İİK. m. 281/2
uyarınca konulan ihtiyati haciz nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın
tazmini istemi–Talep olmamasına karşın, tüm davacıları kapsar şekilde 'manevi
tazminat talebinin reddine' şeklinde hüküm kurulmasının doğru olmadığı–Maddi
tazminat talebinde faiz istemi–Davacı şirketin maddi tazminat istemi yönünden
davanın kısmen kabulü ile komisyon bedeli ve teminat bedelinin
kullanılamamasından kaynaklı faiz kaybı olmak üzere maddi tazminatın dava
tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı
şirkete ödenmesi gerektiği– ............................................................................................ 928
206) Tasarrufun iptali davasında; dava konusu taşınmazların satış bedeli ile gerçek
değeri arasında fahiş fark bulunmadığı, taşınmazları devralan üçüncü kişi ve
ardından devralan dördüncü kişi şirketlerin davacıya borcu olmadığı gibi borçlu ile
aralarında organik bağ bulunsa dahi bu bağın ancak borçlu ile üçüncü kişi arasında
hukuki sonuç doğuracağı, ayrıca devralanların borçlunun mali durumunu ve
alacaklıları ızrar kastını bildiklerinin ispatlanamadığı, öte yandan satışın ticari
işletme devri niteliğinde olduğu kabul edilse bile keyfiyetin davacı alacaklıya mail
yoluyla bildirildiği, emlakçı aracılığıyla dava konusu taşınmazların satışı için ilan
verildiği, bu ilanların iki yıl süreyle kaldığı ve böylece İİK’nun 280/3.
maddesindeki karinenin çürütüldüğü gözetilerek davanın reddine karar verilmesi
gerekirken kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle
hükmün bozulması gerektiği–......................................................................................... 932
207) Somut olayda, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf incelemesi
aşamasında iken, davacı banka vekili ve davalı vekilinin taraflar arasında ibraname
imzalandığı ve davacı vekilinin davadan feragat edeceğine dair beyan dilekçesi
sunduğu görülmüştür. Hükmün kesinleşmesinden önce davacının davadan feragat
etmesi nedeniyle bu konuda hüküm kurulması görevi ilk derece mahkemesine ait
bulunduğundan, diğer tarafından sunulan ibraname kapsamında davanın konusuz
kalıp kalmadığının değerlendirilmesi gerekeceğinden bir karar verilmek üzere
hükmün kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği– ......................................................... 939
208) Meskeniyet şikayeti, yalnızca takip borçlusuna tanınmış bir hak olup; takipte
borçlu sıfatı taşımayan 3. kişinin bu şikayette bulunmaya hakkı olmadığı– Somut
olayda, şikayetçi icra takibinde "borçlu" sıfatını taşımaması nedeniyle meskeniyet
şikayetinde bulunamayacağı– ......................................................................................... 942
209) Ara kararı ile tasarrufun iptali davasının davalısının malvarlığı üzerine dava
değeri kadar ihtiyati haciz konulduğu ve bu kararın icra takip dosyasından infaz
edildiği uyuşmazlıkta, şikayetçinin "ihtiyati haczin taşkın şekilde uygulandığını" da
ileri sürerek "teminatsız veya uygun görülecek teminat karşılığında mal varlığı
üzerindeki ihtiyati hacizlerin kaldırılmasına" ilişkin isteminin tasarrufun iptali
davasının yargılamasında görevli olan ve tedbir kararını veren asliye hukuk
mahkemesince incelenmesi gerektiği, bu konuda icra mahkemesinin görevli
olmadığı– ........................................................................................................................ 944
210) Somut olayda, dava dilekçesinde davanın hem TBK’nun 19. maddesine göre
tasarrufun iptali davası hem de İİK’nun 277 ve devamı maddelere göre açılan
tasarrufun iptali davası olarak talepte bulunulduğu, aşamalarda dava dilekçesinin
açıklattırılmadığı, mahkemece davanın İİK’nun 277 ve devamı maddelere göre
açılan tasarrufun iptali davası olarak kabul edilerek sonuca gidildiğinin görüldüğü,
bilindiği üzere, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin Dairemizce benimsenen
uygulamasına göre İİK’nun 277 ve devamı maddelerine göre açılan tasarrufun
iptali davaları ile TBK'nin 19. maddesine göre açılan tasarrufun iptali davaları
birlikte görülemeyeceği, dolayısıyla mahkemece davacıya HMK’nun 31. madde
kapsamında talebinin açıklattırılarak davasının İİK’nun 277 ve devamı
maddelerine göre açılan tasarrufun iptali mi yoksa TBK’nun 19. maddesine göre mi
talepte bulunduğunun belirlenmesi ve belirtilen hukuki nitelemeye uygun olarak
yargılama yapılarak hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu şekilde hukuki
nitelemenin doğru yapılmaması kaldırma nedeni olarak kabul edildiği– ....................... 947
211) Tasarrufun iptali istemine ilişkin olarak açılan eldeki davada takip konusu
toplam alacak miktarının 6.497,64 TL olduğu ve bu miktarın tasarrufa konu
taşınmaz paylarının tasarruf tarihindeki değerleri toplamından düşük olduğu, dava
değeri olarak dikkate alınması gereken bu alacak miktarının ise kesinlik sınırı
(17.830,00-TL) altında kaldığı anlaşılmakta olduğundan, 6100 sayılı HMK’nun
6763 sayılı Kanun ile değişik 341/2. maddesi uyarınca istinaf kesinlik sınırı altında
kalması nedeniyle ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna
başvurulamayacağı anlaşıldığından, "istinaf dilekçesinin reddine" karar verildiği– ...... 951
212) Mahkemece takip kesinleşmediği gözetilerek varsa davacı alacaklın itirazın
iptali veya kaldırılması davası varsa beklenerek sonucuna göre bir karar verilmesi
gerektiğinden davalıların sair istinaf istemleri bu aşamada incelenmeksizin ilk
derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermek gerektiği– ............................ 953
213) Taşınmaz üzerindeki ipotek bedeli dikkate alındığında fahiş bedel farkının
olmadığı–Dördüncü kişi konumundaki davalı yönünden ivazlar arasındaki fahiş
fark yeterli olmayıp, kötü niyetinin ispatlanmış olması gerektiği, bu davalı
yönünden İİK. m. 280/3 hükmünün de uygulama yeri olmadığı–Davalıların davalı
borçlunun durumunu bilen veya bilmesi gereken kişi olduğunun davacı tarafından
somut deliller ile de ispat edilemediğinden davanın reddi gerektiği– ............................. 959
214) ‘Tasarrufların iptali bunun mümkün olmaması halinde TBK. m. 19 gereği devir
işlemlerinin muvazaalı olduğunun tespiti’ istemi–Borçlunun kardeşine yaptığı
taşınmaz hisse devrinin iptale tabi olduğu–Diğer taşınmaz devri yönünden davalı
üçüncü kişi ile davacının hac arkadaşı olmasının, davalı üçüncü kişi tarafından
davalı borçlunun durumunun bilindiğinin kabulü için yeterli olmadığı– ....................... 962
215) İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun
iptali davalarında amaç, borçlunun haciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında
geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık"
nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri
icraya devamla alacağın tahsilini sağlamak olduğu, bu davaların görülebilmesi için
genel dava koşullarının yanında, borçlu hakkında kesinleşmiş bir icra takibinin
bulunması ve her dava koşulunda olduğu gibi bu koşulun kararın kesinleşme
aşamasına kadar varlığını devam ettirmesi gerekli olduğu, bu tür davalar icra
takibine bağlı davalar olduğundan, dava devam ederken borcun ödenmiş olması ya
da borçlu hakkında yapılan icra takibinin işlemden kaldırılması halinde dava
konusuz kalacağı– ........................................................................................................... 964
216) Alacak hakkının hukuki ilişkinin kurulduğu veya hukuki olayın meydana
geldiği anda, talep hakkının ise borcun muaccel olduğu anda doğacağı– Tasarrufun
iptali davalarında borcun tasarruf tarihinden önce muaccel olmasının değil, tasarruf
tarihinden önce doğmuş olmasının arandığı– Alacağın dayanağını kötü niyet
tazminatının, kötü niyetli takip sebebiyle ortaya çıkan yasadan kaynaklı zarara
ilişkin olduğu ve borcun doğum tarihinin tarihi takip tarihi olduğu– Kavramlar
karıştırılarak kararın kesinleşme tarihinden sonra yapılan tasarrufun iptal
edilemeyeceğine ilişkin yorumun hatalı olduğu, davanın esasına girilmesi
gerektiği– ........................................................................................................................ 967
217) TBK’nun 19. maddesine dayalı tasarrufun iptali davasında dava değerinin
davacının icra takibine konu kesinleşen alacak miktarı ile iptali istenilen
tasarrufların tasarruf tarihindeki değerinden hangisi az ise o değer üzerinden
belirlenmesi gerektiği– Anayasa Mahkemesinin 01/02/2024 tarih ve 2023/110 Esas
ile 2024/35 Karar sayılı ilamıyla “varlık yönetim şirketlerinin yaptıkları işlemlerin
ve bunlarla ilgili düzenlenen kâğıtların 492 sayılı Kanuna göre ödenecek harçlardan
süresiz olarak istisna tutulmuş olması, varlık yönetim şirketlerine diğer
teşebbüslerin aleyhine olacak nitelikte önemli bir avantaj sağlamaktadır. Bu avantaj,
varlık yönetim şirketleri bakımından giderlerinin azaltılması suretiyle kâr
oranlarının artması anlamına gelmektedir. Bu şirketlerin kurulmasının teşvik
edilmesi için kuruluştan itibaren belirli süre ile sınırlı olarak bunlara harç istisnası
tanınması kabul edilebilir, fakat bunun sürekli hale getirilmesi diğer teşebbüsler
aleyhine orantısız bir avantajın oluşmasına yol açacaktır. Bu değerlendirmeler
ışığında, ticari hayatta kârlılık esasına göre faaliyet gösteren teşebbüsler arasında
varlık yönetim şirketleri lehine süreklilik arz eden bir farklılığın orantılı olmadığı
sonucuna ulaşılarak, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 143. maddesinin 7338
sayılı kanunun 58. maddesi ile ibare değişiklikleri yapılan altıncı fıkrasında yer alan
"...492 sayılı Harçlar Kanunu'na göre ödenecek harçlardan,..." ibaresinin
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiş olduğu– .................................... 970
218) Davalılar vekilinin verdiği cevap dilekçesinde davalıların borçlu olan davalı
kardeşlerinin borçlarını ödemeye çalıştığı, borçlunun da borcuna karşılık
taşınmazın devir edildiği belirtiğinden, taşınmazın borca karşılık devrinin İİK’nun
279/2. maddesi gereği mutad ödeme vasıtaları dışında bir ödeme söz konusu olması
nedeni ile tasarrufun iptali gerektiği, ayrıca davalı borçlu ve diğer davalıların kardeş
olması nedeniyle borçlunun durumunu ve amacını bilebilecek kişilerden olduğu,
yapılan tasarrufun alacaklıları zarara uğratmak kastı ile yapıldığı, dava konusu
tasarrufun İİK 280/1 ve 279/2 maddeler gereğince iptale tabi olduğu
anlaşıldığından, davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görüldüğü– ........................... 974
219) Gerek öğretide gerekse yargı kararlarında tasarrufun iptali davası açılabilmesi
için borç ödemeden aciz belgesinin ibraz edilmesi gerektiği ve aciz belgesinin özel
bir dava şartı olduğunun kabul edildiği, iptal davası açılabilmesi için alacaklının
alacağını kısmen veya tamamen alamamış olması gerektiği, borçlunun
haczedilebilecek veya haczedilmiş malları var ve bunların bedeli alacaklının
alacağını ödemeye yetmekte ise, alacaklının, borçlunun üçüncü kişilerle yapmış
olduğu tasarrufların iptalini dava etmekte hiçbir hukuki yararı olmadığı, alacaklı
bunu ancak aciz belgesi ile ispat edebilir; işte bu nedenle, aciz belgesi, iptal davası
icin özel bir dava şartıdır ve mahkeme, davacının aciz belgesine sahip olup
olmadığını kendiliğinden gözeteceği, belirtmek gerekir ki, iptali davası açısından
dava şartı olduğu kabul edilen aciz belgesinin alınmış olması tek başına yeterli
olmayıp; halen geçerliliğini de yitirmemiş olması gerektiği, bu itibarla, aciz belgesi
icra mahkemesi tarafından iptal edilmişse veya ödeme emri iptal edilerek haciz
kaldırılmışsa, aciz belgesi geçersiz hale geleceğinden iptal davasının açılması için
gerekli bir şart gerçekleşmemiş olduğu, alacaklının iptal davası açarken ibraz etmek
zorunda olduğu aciz belgesi, kesin ya da geçici olabileceği, kesin aciz belgesi icra
takibi sonunda verilir (İİK m.143). İcra takibi sonunda verilen kesin aciz
belgesinden (İİK m. 143) başka, borçlunun haczedilebilir hiçbir malının
bulunmadığını tespit eden haciz tutanağı da aciz belgesi hükmündedir (İİK m. 105,
I) ve alacaklı, böyle bir haciz tutanağı ile de iptal davası açabileceği (İİK m. 277/1),
ancak bunun için haciz tutanağında, borçlunun haczedilebilir hiçbir malının
bulunmadığının açıkça yazılı olması gerektiği– Haciz tutanağının geçici aciz
belgesi sayılabilmesi için üç şartın gerçekleşmiş olması gerekir: – Birincisi, haciz
tutanağı kesin hacze ilişkin olmalıdır (Geçici veya kesin aciz belgesine ilişkin İİK
m. 102/son, m. 105/2 ve m. 143’te sözü edilen haciz “geçici haciz” (İİK m. 69/1)
veya “ihtiyati haciz” olmayıp, kesin hacizdir. İhtiyati haciz tutanağı (İİK m. 262),
yalnız başına aciz belgesi niteliğinde değildir. Çünkü alacaklı, yedi gün icinde takip
yapmaz veya dava açmaz ise ihtiyati haciz hükümsüz kalır (İİK m. 264, I, IV). Bu
nedenle, alacaklı, ihtiyati haciz tutanağı ile iptal davası açamaz.) – İkincisi, icra
memurunun takdirine göre haczi kabil malların alacağı karşılamayacağı anlaşılmış
olmalıdır. – Üçüncüsü, icra memurunun kıymet takdiri kesinleşmiş olmalıdır.
Alacaklı, böyle bir haciz tutanağı ile de iptal davası açabilir (İİK m. 105, II; m.
277/1). Buna karşılık, haciz tutanağında borçlunun haczedilen mallarından başka
mallarının bulunmadığı yazılı değilse veya borçlunun haczedilen mallarının takdir
edilen kıymetine göre takip konusu alacağı karşılamayacağı anlaşılmamaktaysa,
böyle bir haciz tutanağı geçici aciz belgesi niteliğinde değildir ve alacaklı, böyle bir
haciz tutanağı ile iptal davası açamaz ve haciz tutanağının geçerli olabilmesi için de
borçlunun haciz yapılan adres ile bağlantısının kesilmemiş olması gerektiği– .............. 979
220) Dava konusu taşınmazların birden fazla olduğu, borçlu tarafından diğer davalı
üçüncü kişiye devredilen taşınmazların, bu kişi tarafından diğer davalı dördüncü
kişiye devredildiği, bu durumda taşınmazları borçludan almış olan üçüncü kişinin,
İİK. 283/II uyarınca ‘tasarrufa konu taşınmazları elden çıkardığı tarihteki gerçek
değeri oranında ve alacak miktarı ile sınırlı olarak nakden tazminle sorumlu
tutulması’ gerekirken, ‘taşınmazları elden çıkarmamış gibi’ yazılı şekilde iptal
kararı verilmesinin isabetli olmadığı– ............................................................................ 988
221) TBK’nun 19. maddesine muvazaa hukuksal olgusuna dayanılarak tasarrufun
iptali davası açılabilmesi için davacının tasarrufu yapan kişiden bir alacağı
bulunması dolayısıyla dava açmakta hukuki yararı bulunması gerektiği, davacının
iddiasını kanıtlaması halinde iddianın, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da
gözetilerek İİK’nun 283/1. maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek
olmaksızın davacıya haciz ve satış isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması
gerektiği, yine bu davalarda taşınmazın birden fazla devir görmesi halinde
taşınmazları devir silsilesi içindeki tüm satışların muvazaalı olduğunun
ispatlanması gerektiği, bu halde ise dava konusu taşınmazları devir alan dava dışı
kişilerin, yine bu kişiler tarafından da devredilmişse son devre kadar tüm kişiler
davaya dahil edilerek, taraf delilleri toplanarak oluşacak sonuca göre bir karar
verilmesi, davaya dahillerinin talep edilmemesi halinde ise bu taşınmazlar
yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği, TBK’nun 19 maddesi ile
tasarrufun iptali davalarının kabulü halinde harç ve vekalet ücreti hakkında, takip
konusu alacak ile iptal edilen tasarruf konusu şeyin değerinden hangisi az ise o
değer üzerinden hükmedileceği– .................................................................................... 993
222) Tasarrufun iptali davalarının dinlenebilmesi için, davacının borçludaki
alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali
istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında
alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK. m. 277) bulunması gerekeceği– Bu
ön koşulların bulunması halinde ise İİK’nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı
iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılması gerektiği– TBK'nin 19 muvazaa
hukuksal nitelemesine dayalı davalarda ise 3. kişinin, danışıklı işlem ile hakkının
zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir
alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir
işlem yapılması gerekeceği– Basit yargılama usulüne tabi olan İİK’nun 277 vd.
maddelerine dayalı tasarrufun iptali davası ile yazılı yargılama usulüne tabi olan
TBK’nun 19. maddesine dayalı tasarrufun iptali davalarının birlikte
görülemeyeceği dikkate alınarak mahkemece davacıya davasını TBK’nun 19.
maddesine mi yoksa İİK’nun 277 vd. maddelerine dayalı olarak mı açtığının
açıklattırılması gerekirken, mahkemece her iki hukuksal nedene dayalı olarak
hüküm kurulmasının isabetli olmadığı– Taraf teşkiline ilişkin usuli eksikliğin
giderilmesi ve davanın hangi hukuksal nedene dayalı olarak açıldığının
belirlenmesinden sonra, davanın dayanağı olan takipteki borcun ödendiği
bildirildiğinden, davanın dayanağı olan icra takip dosyası getirtilerek dosya
borcunun ödenip ödenmediğinin, ödendi ise ne zaman ödendiğinin açıklığa
kavuşturulması ve takibe konu borcun dava sırasında ödenmiş olması halinde
davanın konusuz kalacağı gözetilerek tarafların haklılık durumlarının
değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu– .............................................................. 1003
223) İlk Derece Mahkemesince, davalının aciz halinde olup olmadığının tereddütte
mahal bırakmayacak şekilde tespitinin ardından sonucuna göre karar verilmesi
gerekeceği–Bu davada, İİK’nun 277 ve devamı maddelerinde öngörüldüğü gibi
davanın görülebilirlik şartlarından birisi gerçek bir alacağın varlığı, bir diğeri de
alacağın aciz vesikasına bağlanmış olması olduğu– ..................................................... 1009
224) Tasarrufun iptali davasına konu malların cebri icra yolu ile satılması söz
konusu olmayıp iptal edilen tasarrufun tarafı olan üçüncü kişi tarafından rızaen
elden çıkarılmış olması nedeni ile alacaklının haklarının üstün tutulması gerektiği–
İİK m. 24'de malın borçlu tarafından teslim edilmesi halinden söz edilmekte ise de,
'borçlu' tabirinin geniş yorumlanması ve 'tasarrufun iptali kararı üzerine malı rızaen
elinden çıkaran üçüncü kişi'nin de 'borçlu' olarak değerlendirilmesi gerektiği–........... 1013
225) Tek başına taşınmaz hissesinin bedelinin tapuda düşük gösterilmesinin
muvazaa olgusunu ispata elverişli olmadığı–Muvazaa nedeni ile tasarrufun iptali
istemine konu taşınmazlarda davalı borçlu ve üçüncü kişi olan davalının
babalarında intikal eden taşınmazda öncesinde iştirak halinde (elbirliği mülkiyeti)
miras yolu ile 1/8 oranında miras mayına sahip oldukları, davalıların ortak murisleri
olan babalarının vefatından sonra, kardeşlerce yapılan miras taksim sözleşmesi
kapsamında 07.08.2014 tarihinde davalı borçlunun taşınmazdaki miras payını
davalı kardeşine devretmiş olduğu, 07.08.2015 tarihli miras taksim sözleşmesi
kapsamında tüm taşınmazlardaki hisseler 7 pay kabul edilerek: mirasçılar arasında
satış sureti ile pay devri ve birleştirme işlemlerinin yapılmış olduğu, davalı
tasarrufta bulunan 3.kişi konumundaki kardeşin, devraldığı taşınmaz hissesini de
miras taksim sözleşmesine konu ettiği göz önünde bulundurulduğunda; bu durumun
muvazaa iddiası ile açıklanmasının olanaklı olmadığı– ............................................... 1014
226) Banka hesaplarına konulan hacizlerin (İİK 89/1) kaldırılmasına ilişkin
şikâyet– Borçlunun üçüncü kişi bankadaki alacağı menkul hükmünde olup para
alacağı için satış söz konusu olmadığından, paranın icra dosyasına celbi talebinin
satış talebi gibi değerlendirilmesi gerektiği– Bankada bulunan paralar üzerine
konulan hacizlerin İİK’nun 106– 110 maddesi kapsamında kalmadığı gerekçesi ile
şikayetin reddine karar verilemeyeceği– ...................................................................... 1018
227) Borçlunun aciz halinin varlığı tespit edilerek dava şartının sağlanması,
taşınmazı borcun doğum tarihinden sonra devir alan davalı üçüncü kişinin kardeşi
olan davalı borçlunun mali durumunu ve alacaklılarını ızrar kastını bilen veya
bilebilecek kişilerden olduğunun anlaşılması, taşınmazdaki hissenin miras taksimi
amacıyla yapıldığına ilişkin somut bir delil bulunmaması karşısında davalılar vekili
tarafından yapılan istinaf itirazlarının yerinde görülmemiş olduğu– ............................ 1019
228) Şirketin ihyası istemine ilişkin davada, tasfiye halindeki şirketin taraf olduğu
tasarrufun iptali davasının derdest olması nedeniyle tasfiye işlemlerinin eksiksiz
olarak tamamlandığından bahsedilemeyeceği– Şirketin ihyasına ilişkin davada da
zamanaşımı veya hak düşürücü sürenin söz konusu olmadığı– .................................... 1022
229) Tasarrufun iptali davası, kamu borçlusunun, alacaklısı idareyi zarara uğratmak
kastıyla mal varlığından çıkarmış olduğu mal ve haklarını veya bunların yerine
geçen değerlerin tasarruftan zarar gören İdare tarafından alacağını elde etmek
amacıyla dava açarak tekrar borçlunun malvarlığına geçmesini sağlayan bir dava
türü olduğu, bu tür davaların dinlenebilmesi için, kamu borçlusu tarafından yapılmış
bir tasarrufun olması, kamu alacağının iptali istenen tasarruftan önce doğması,
kesinleşmiş bir kamu alacağının bulunması, borçlu hakkındaki icra takibinin
kesinleşmiş olması, borçlunun malının bulunmaması veya haczedilen malların
değerinin borcu karşılamaması (aciz belgesi sunma zorunluğu anlamında değil),
davanın 5 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmış olması gerektiği– 6183 sayılı
Kanunu'nun 55. maddesi hükmü uyarınca ödeme emrinin usulüne uygun tebliğ
edilmesi zorunluluğunun yerine getirilmediği dolayısıyla icra takibinin
kesinleştiğinden söz edilemeyeceği benimsenerek dava şartı yokluğundan davanın
reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığı– .................................. 1025
230) 01.01.2020 tarihinde 4721 sayılı TMK'nın 883. maddesindeki değişikliğin
yürürlüğe girdiği–Bu tarihten önce süreli olarak tesis edilen ipoteklerin de şayet
süresi sona ermiş ise, 01.01.2020 tarihinden itibaren 30 günlük sürenin sonunda
takip başlatılmadığından tapu kaydındaki 25.12.2013, 26.08.2020 tarih ......
yevmiye nolu ipotek akit tablosunda 12 ay süreyle tesis edilmiş olan kesin borç
ipoteğinin 26.08.2020 tarihinde terkin edildiği tapu müdürlüğünce verilen cevapla
anlaşıldığı–İcra müdürlüğünce İİK’nun 150/c maddesi gereğince şerh
konulmasının imkansız olduğu– ................................................................................... 1029
231) Davalıların devir işleminin, borçlu ile üçüncü kişinin dava dışı babası dava
bulunan inançlı işlem gereği olarak tasarrufa konu taşınmazın mülkiyetinin eski
maliki olan babasının taşınmazlarını çocukları arasında paylaştırması, davaya konu
taşınmazın da üçüncü kişiye düşen bağımsız bölüm olması nedeniyle geri
döndürülmesi için yapıldığını savunduğu– İnanç sözleşmesinin, 05.02.1947 tarihli
ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delille
kanıtlanabileceği– İlk Derece Mahkemesince dosyada ki mevcut delillere göre BK
19. maddesi kapsamında değerlendirme yapılarak yazılı gerekçe ile davanın
kabulüne karar verilmiş olmasında isabetsizlik olmadığı– ........................................... 1031
232) İİK’nun 277 ve devamı maddeleri gereğince açılan davalar, elinde geçici (İİK
m.105) veya kat'i (İİK m.143) aciz belgesi bulunan alacaklılar tarafından
açılabileceği; bu husus davanın görülebilme koşulu olmakla birlikte aciz belgesinin
dava açılmadan, dava açıldıktan sonra veya kanun yolu inceleme aşamasında da
sunulma olanağı bulunduğu– Mahkemece bu haciz tutanağının ‘aciz belgesi’ vasfı
değerlendirilerek, ön koşulun varlığının kabulü ile davanın esasına girilerek
inceleme yapılması gerekeceği– ................................................................................... 1039
233) Tasarruf konusu taşınmazı borçludan devralan 3. kişinin daha sonra bu
taşınmazı 4. kişiye devretmiş ve bu kişinin de çektiği ve çekeceği kredilere teminat
olmak üzere bankaya ipotek ettirmiş olması, kredilerin geri ödenmemesi üzerine
yapılan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan takip sonucunda bankanın
kötüniyetli olduğu iddia edilmemiş ve ipoteğin de iptal edilmesi talep edilmemiş
olduğundan, müdahil bankanın "ipoteğe bağlı haklarının korunmasına" karar
verilmesi gerekeceği– ................................................................................................... 1042
234) 01.01.2020 tarihinde süresi sona eren ipoteklerin (30 gün içinde yani
31.01.2020 tarihine kadar) icraya konularak İcra Müdürlüğünce İİK m.150/c
maddesinde belirtilen şerhin, taşınmazın tapu kaydı üzerine konulması gerekeceği,
aksi takdirde taşınmaz üzerindeki ipoteğin sona ereceği (terkin edileceği)– ................ 1047
235) Davanın TBK'nun 19. maddesi dayalı olarak açılan tasarrufun iptali istemine
ilişkin olduğu–Kural olarak borçlunun alacaklılarına zarar vermek amacıyla
kendisine mirasen intikal eden ve hissedar olduğu malvarlığını, resmi taksim
sözleşmesi ile diğer mirasçılara devretmesi işlemi tasarrufun iptali davasına konu
olabileceği–Bu noktada miras taksim sözleşmesinin taksim gayesi ile yapılıp
yapılmadığı, taksim bedellerinin karşılaştırılması ve bedeller arasında taksim
amacını aşan fark bulunup bulunmadığı hususu değerlendirilmesi gerekeceği–Miras
taksim sözleşmesi ve ek miras taksim sözleşmesinin incelenmesinde asıl borçlu
lehine herhangi bir taşınmaz kazandırması bulunmadığı, bu durumda miras taksim
sözleşmesinin taksim gayesi yapılmadığı asıl borçlunun murislerden menkul mal
aldığı izahı ile asıl borçlu lehine bir varlık taksim edilmediği, diğer davalıların asıl
borçlu davalının kardeş ve yeğenleri oldukları ve tasarruf tarihindeki değerler ile
gerçek değerlerin fahiş oranda düşük olduğu; ek rapor ile sabit olduğu üzere dahili
davalılara yapılan satış tarihlerindeki değerlerin de gerçek değere kıyasen fahiş
oranda düşük olduğu görülmekle eldeki davanın kabulü kararının doğru olduğu– ...... 1051
236) Adli tatilin, her yıl yirmi Temmuzda başladığı, otuzbir Ağustosta sona erdiği,
yeni adli yılın bir eylülde başladığı–Tasarrufun iptali davaları HMK’nun
103.maddesinde sayılan ve adli tatilde görülmesi gereken işlerden olmadığı–Somut
olayda, mahkemece 10/05/2022 tarihli duruşmada davacı vekilinin hazır olmadığı,
mazeret dilekçesi de sunmadığı anlaşılmakla dosyanın HMK’nun 150. maddesi
uyarınca dava yenileninceye kadar işlemden kaldırılmasına karar verilmiş, dava
dosyasının işlemden kaldırıldığı günden itibaren davanın yenilenmesi için kanunca
davacıya tanınan 3 aylık süre 10/08/2022 günü sona ereceğinden bu tarihin adli tatil
içine isabet etmesi nedeni ile HMK 104. maddesi uyarınca sürenin adli tatilin bittiği
günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılması gerekeceği– ........................................... 1055
237) İpotek süreli olarak kurulmuşsa, sürenin bitiminden itibaren otuz gün içinde
ipotekli taşınmaz üzerinde 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 150/c maddesinde
belirtilen şerhin konulmaması hâlinde ipoteğin, malikin talebiyle tapu
müdürlüğünce terkin edileceği–İpoteğin süresinin dolmasından sonra takip
yapılmasının usule uygun olmadığı– ............................................................................ 1058
238) Mükerrer takibin iptali talebinin (derdestlik iddiasının) icra mahkemesine
(süresiz) şikayet yolu ile yapılabileceği (Yargıtay 12.HD'nde görüş değişikliği)– ....... 1062
239) Kararın hüküm fıkrası ile gerekçesi birbirine sıkı sıkıya bağlı olup, aralarında
çelişki bulunmaması gerekeceği–Hükümlerin çelişkiden uzak ve infaza elverişli
olması kamu düzeniyle ilgili olup, hükmü temyiz etmeyen yönünden de sonuç
doğurması gerekeceği de gözetilerek, gerçeğe ve hukuka uygun bir karar verilmesi
gerekeceği–Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar
edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç
ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak
şekilde gösterilmesinin gerekli olduğu– ....................................................................... 1064
240) Davadaki uyuşmazlığın, muvazaanın bulunup bulunmadığı noktasında
toplandığı, bilindiği üzere, muvazaanın, kısaca irade ve beyan arasında bilerek
yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanabileceği, muvazaada taraflar üçüncü
kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç
doğurmayan bir görünüş yaratmak için anlaşarak bazan aslında bir sözleşme yapma
iradesi taşımadıkları halde görünüşte bir sözleşme yapmakta (mutlak muvazaa)
oldukları veya gerçek iradelerine uygun olarak yaptıkları sözleşmeyi iradelerine
uymayan görünüşteki bir sözleşme ile gizlemekte (nisbi muvazaa) oldukları, yanlar,
ister salt bir görünüş yaratmak için, ister başka bir sözleşmeyi gizlemek amacıyla,
sözleşme yapsınlar görünüşteki sözleşme gerçek iradelerine uymadığından,
tabandaki sözleşmede tapulu taşınmazlarda şekil koşullarını taşımadığından
geçersiz olduğu, her ne kadar, muvazaayı düzenleyen Türk Borçlar Kanununun
19.maddesinde ve öteki kanun hükümlerinde muvazaalı sözleşmelerin hüküm ve
sonuçları hakkında bir açıklık bulunmamakta ise de; taraflar arasında alacak ve borç
ilişkisi doğurmayacağı, muvazaanın varlığının hiçbir süreye bağlı olmaksızın her
zaman ileri sürülebileceği, mahkemece kendiliğinden (resen) göz önünde
bulundurulması gerektiği, belirli bir sürenin geçmesi, sebebin ortadan kalkması
veya ilgililerin olur (icazet) vermesi ile geçerli hale gelmiyeceği, uygulamada ve
bilimsel görüşlerde ortaklaşa kabul edilmekte olduğu, öte yandan, muvazaanın
varlığını iddia eden taraf Medeni Kanunun 6. maddesi gereğince bu iddiasını isbat
etmek zorunda olduğu, BK'nun 19.maddesine dayalı davalarda işlemin iptali için
sadece üçüncü kişinin değil aynı zamanda dördüncü kişi var ise ona yapılan
işleminde muvazaalı olduğunun ispatlanması gerektiği, yine tasarrufun iptali
davalarında 3. kişinin borçludan satın aldığı malı elinden çıkarması ve satın alan
dördüncü kişinin davaya dahil edilmemesi ya da davaya dahil edilmekle birlikte iyi
niyetli olduğunun anlaşılması halinde İİK’nun 283/2 maddesi uyarınca bedele
dönüşen davada üçüncü kişinin dava konusu malı elinden çıkardığı tarihteki gerçek
değeri oranında bedelle sorumlu tutulması gerektiği– .................................................. 1069
241) İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun
iptali davalarında amacın; borçlunun haciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında
geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık"
nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri
icraya devamla alacağın tahsilini sağlamak olduğu–Bu tür davaların dinlenebilmesi
için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra
takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra
yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.
m. 277) bulunması gerektiği–Davalılar arasında tanışıklık ya da akrabalık
bulunduğunun ve alacaklıyı zarara uğratma kastının davacı tarafça ispatlanamadığı
görülmekle davacı vekilinin istinaf talebinin yerinde olmadığının anlaşıldığı– ........... 1073
242) Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek
olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen
tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış
kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK. m. 277) bulunması gerektiği–Bu ön
koşulların bulunması halinde ise, İİK'nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal
şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılması gerektiği–Davacı, iptal davası sabit
olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak
yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs
üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını
isteyebileceği–Aynı yasanın 282. maddesi gereğince, iptal davaları borçlu ve borçlu
ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan
kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılabileceği, ayrıca, kötüniyetli üçüncü
şahıslar hakkında da iptal davası açılabileceği– ........................................................... 1076
243) Dördüncü ve beşinci kişi yönünden ivazlar arasındaki fahiş fark davanın
kabulü için yeterli olmayıp kötü niyetlerinin ispatlanmış olması gerekeceği; bunun
dışında taşınmazın birbirine yakın tarihlerde devredilmesi de davalıların kötü niyetli
olduğunu göstermeyeceğinden, bu davalıların davalı borçlunun mali durumu ile
alacaklıları ızrar kastını bilen ya da bilmesi gereken kişilerden olduğu
ispatlanamadığından davanın dördüncü ve beşinci kişi konumundaki davalılar
yönünden reddi ile İİK'nun 283. maddesi gereğince davalı üçüncü kişinin taşınmazı
elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında tazminatla (davacının alacak ve
ferileriyle sınırlı olmak üzere) sorumlu tutulması gerekeceği –Sözleşmede rayiç
bedelinden daha düşük bedel ile gösterilen satışların tek başına muvazaalı olduğunu
göstermeyeceği –Davalı 4. ve 5. kişiler bakımından; taşınmazın tasarruf tarihindeki
gerçek değeri ile tapudaki satış bedelleri arasında fark olduğu, taşınmazın kısa
aralıklarla yaklaşık üç aylık bir zaman diliminde 3 defa el değiştirdiği gerekçesiyle
tasarrufun İİK 280/1. madde gereğince iptale tabi olduğu sonucuna varılarak dava
kabul edilmişse de varılan sonuç dosya kapsamına ve mevcut delil durumuna uygun
düşmediği– ................................................................................................................... 1080
244) Kural olarak iptal davasına konu edilen tasarrufların, muvazaalı akitlerden
farklı olarak hukuken geçerli oldukları, başka bir ifade ile muvazaalı akitlerde,
görülen akit değil tarafların gerçek iradelerine uygun bulunan akit tarafları bağlayıcı
olduğu hâlde, İİK’nun 277 ve bunu izleyen maddelerinde düzenlenen tasarruflar
özel hukuk ilişkisi açısından geçerliliğini korumakta olduğu, bu nedenle,
alacaklının gerçek alacak ve ayrıntılarına yetecek miktardaki tasarrufun iptaline,
bunun dışında kalan kısmı geçerliliğini koruyacağından, olduğu gibi bırakılmasına
karar verilmesi gerektiği, kanun koyucu bu özelliği gözeterek “iptal davasının
sübutu davaya konu teşkil eden mal üzerinde icra kovuşturması yapılabileceğini,
davanın konusu taşınmaz mal olduğu takdirde ise, üçüncü şahıs üzerindeki kaydın
düzeltilmeksizin taşınmazın haciz ve satışının istenebileceğini” öngördüğü– ........... 1085
245) İhtiyati haciz kararı verilebilmesi için esas hakkında kesin bir kanaat
oluşmasına gerek bulunmadığı gibi tam bir ispat aranması da gerekmeyeceği–
İhtiyati haciz, davacı alacağının tahsilini garanti altına almak için davalının
mallarına geçici olarak el konulması olduğu–Bilindiği ve öğretide de kabul edildiği
üzere ihtiyati tedbir ise “…kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca,
davacı veya davalının (dava konusu ile ilgili olarak) hukuki durumda meydana
gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte, geniş veya sınırlı olabilen
hukuki korumadır.” şeklinde tarif edildiği–Somut olayda, davanın tasarrufun iptali
istemine ilişkin olduğu ve bu davalarda koruyucu hukuki tedbir olarak ihtiyati haciz
öngörülmüş olduğu nazara alınarak ihtiyati tedbir isteminin reddine karar verilmiş
olmasında bir isabetsizlik yok ise de davacının kesinleşmiş bir alacağının
bulunmadığı gözetilerek ihtiyati haciz isteminin de reddine karar verilmesi yerine
kabulüne karar verilmesi ve yapılan itirazın da reddedilmesi isabetli olmadığı– ......... 1091
246) Takipte borçlu sıfatı bulunmayan şikâyetçinin haciz tarihinde taşınmazın
maliki olduğu, tasarrufun iptali davasının tarafı olmadığı, dolayısıyla anılan davada
şikayetçi yönünden verilmiş bir kararın bulunmadığı sabit olup, ayrıca taşınmazın
tapu kaydında davacının iktisabından önce konulmuş bir ihtiyati haciz, ihtiyati
tedbir veya haciz de bulunmadığı–Şikayetçi, taşınmazı tasarrufun iptali kararına
istinaden konulan hacizle yükümlü olarak devralmadığına göre, ona karşı hüküm
ifade etmeyen tasarrufun iptali kararına istinaden kayden maliki olduğu taşınmaza
adı geçenin iktisap tarihinden sonra haciz işlemi uygulanmasının mümkün
olmadığı, bu durumda tasarrufun iptali kararı şikayetçi yönünden sonuç
doğurmayacağından, mülkiyeti şikayetçiye ait olan taşınmaza haciz konulamayacak
olmakla konulan haczin kaldırılmasına dair mahkeme kararının yerinde olduğu– ....... 1096
247) Borçlunun mal varlığını azaltmak (mal kaçırmak) amacıyla yaptığı muvazaalı
işlemlerden zarar gördüğünü ileri süren alacaklı dilerse özel hüküm niteliğindeki
İİK 277 ve izleyen maddelerine göre iptal davası, dilerse genel hüküm niteliğindeki
TBK’nun 19'uncu maddesine göre muvazaa davası açabileceği–Davacı vekili dava
dilekçesinde açıkça hem İİK 277 vd. maddelerine, hem de TBK’nun 19.maddesinde
tanımını bulan muvazaa hukuksal sebebine dayalı tasarrufun iptali istemine
dayandığı–İİK’nun 277 ve devamı maddeleri uyarınca aciz belgesi dava şartı
iken TBK 19.maddeye dayalı davalar için aciz belgesi bulunması dava şartı
olmadığı–Ancak karar verilebilmesi için alacağın kesinleşmiş olması TBK
19.madde yönünden de gerekli olduğu–Terditli olarak açılan bu dava da mahkemece
tasarrufun iptali yönünden davanın İİK 277 vd. maddesi uyarınca (ön şart yokluğu)
dava koşullarının oluşmadığından bahisle reddine karar verildiği–Davacı vekilinin,
terditli ikinci talebi davalılar arasında yapılan danışıklı satış işleminin iptali istemi
olduğu–Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın taşınmazın aynına ilişkin
olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK 283/1 maddesi
kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz
ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekeceği–Davanın ilk
kademedeki talep olan İİK’nun 277 vd. maddeleri uyarınca reddi halinde
2.kademedeki talep olan TBK’nun 19.maddesi gereğince işin esasına girilerek
oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekeceği– ....................................................... 1100
248) Mahkemece her ne kadar davacının istemi İİK 257/1 maddesi gereği
değerlendirilerek kabul kararı verilmiş ise de davacının üçüncü kişi olan (Z)
açısından (tapu kayıtlarına bakıldığında (Z)'nin taşınmazı elden çıkardığı
anlaşılmakla) istemi İİK 283/2 maddesine dayanmakla İİK 283/2 ve İİK 281/2 son
cümlesi gereği davacı isteminin mevcut delil durumuna göre şartları oluşmakla
isteminin bu maddelerden kabulüne karar verilmesi gerekirken kanunun
uygulanmasında hata yapılıp yanılgılı değerlendirme ile İİK 257/1 maddesinden İİK
281/2 son cümlesine aykırı olarak ve somut olayda uygulama yeri bulunmayan 6741
sayılı yasa 8. madde gereği teminatsız olarak ihtiyati hacize karar verilmesinin
isabetsiz olduğu– .......................................................................................................... 1104
249) İptal davasında taraf sıfatı bulunmayan ve tapu sicilinde hiçbir kısıtlayıcı şerh
yer almaksızın taşınmazı devralan iyiniyetli üçüncü kişinin mülkiyet hakkına,
başkaları arasındaki muvazaalı işleme dair mahkeme ilamı gerekçe gösterilerek
müdahale edilmesinin hukuken mümkün olmadığı– .................................................... 1108
250) HMK’nun 73 üncü maddesindeki Avukatlık Kanununun 171/I. maddesindeki
ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 2. maddesindeki "avukatın üzerine aldığı işi
hüküm kesinleşinceye kadar takip zorunda olduğu"nun belirtilmiş ve "ücretin kesin
hüküm elde edilinceye kadar yapılması gereken iş ve işlemlerin karşılığı
olduğu"nun öngörülmesine rağmen yapılan avukatlık ücret sözleşmesinde "ücretin
ne zaman ödeneceği" nin – örneğin; hüküm verilmesi ile–belirtilebileceği, yasa ve
tarifedeki bu konuda yer alan hükümlerin emredici olmadığı, avukatın vekalet ücreti
alacağının doğması için takip edilen işin (takibin, davanın) kesinleşmiş olmasına
gerek bulunmadığı–Sözleşmede kararlaştırılan tarihte davalının (500.000 USD
olarak kararlaştırılan) avukatlık ücretini ödeme borcu muaccel hâle geldiğinden,
sözleşmeye uygun şekilde ücret ödemesinin yapılmaması nedeniyle avukatın istifa
etmesinin haklı bir istifa olduğu–Davalı, davacı avukatın takip ettiği dava konusu
iş kendisi lehine sonuçlandıktan ve vekâlet ücreti borcu çekişme konusu olduktan
sonra "avukatın söz konusu yargılama işini gereği gibi ifa etmediği savunmasında"
bulunmuşsa da, bu gerekçeye dayanarak bir azil iradesi ortaya koymamış olduğu–
Vekâlet sözleşmesi davacı avukatın istifasıyla sona ermiş olup davacı avukatın
menfaat çatışması olan kişinin avukatlığını üstlenerek güven sarstığı ve bu nedenle
de ücrete hak kazanamayacağı belirtilmişse de, istifadan sonraki dönemde tezahür
eden hususların muaccel olmuş dava konusu alacağa tesir etmeyeceği–Aynı davada
karşı tarafın vekilliğinin üstlenildiği dosya yönünden davacının vekâlet ücretine hak
kazanıp kazanılmadığı hususunun eldeki davanın konusu olmadığı–"Sözleşmede
açıkça bir ödeme tarihi kararlaştırılmış olsa da, avukatın vekâlet ücreti alacağının
doğması için takip edilen işin kesinleşmesi gerektiğinin göz ardı edilemeyeceği,
davacının henüz kadastro mahkemesi kararı kesinleşmeden, o davaya konu
taşınmazlarla ilgili olarak hak iddia eden üçüncü bir kişiden vekâletname alarak
taraflar arasındaki güven ilişkisini sarstığı gibi müvekkilinin kadastro
mahkemesinde elde ettiği kazanımlarını ortadan kaldırma ihtimali bulunan bir
yargılamayı karşı taraf lehine yürütme işini üstlenerek çatışan menfaatleri temsil
yasağını ihlâl ettiği, bu nedenlerle istifasının haklı olduğundan bahsedilemeyeceği,
haksız istifa anında ücret iddiasına konu iş henüz kesinleşmemiş olduğundan
avukatın herhangi bir ücret talep edemeyeceği" şeklindeki görüşün HGK
çoğunluğunca benimsenmediği–................................................................................... 1114
251) İİK. m. 367 uyarınca icra veya iflas dairelerinin borçlunun mevcuduna dair
isteyeceği bütün malumatı hakiki ve hükmi her şahıs derhal vermeye ve talep
halinde mevcudu bu dairelere teslime mecbur olduğu, tapu müdürlüğünden istenilen
ipotek resmi senedi ve ipotek belgesi suretinin takip dayanağı olan ipotek resmi
senedi olduğu ve belirtilen takip dayanağı belgelerinin suretlerinin ilgili tapu
müdürlüğünden istenilmesinde İİK.'nin 367. maddesine aykırı bir yön
bulunmadığı– ................................................................................................................ 1124
252) TMK.m883/II uyarınca; ipoteğin süreli olarak kurulmuş olması halinde,
alacaklının en geç ipotek süresi içinde ipotekli takip yapıp, tapu kaydına
İİK.m.150/c şerhi koydurmak zorunda olduğu–Alacaklı tarafından takipteki
zorunlu dava arkadaşlığı hususundaki eksikliğin yargılama sırasında giderildiği, öte
yandan dayanak ipotek akit tablosunun 2011 tarihli olduğu, Türk Medeni
Kanunu'nun 883. maddesindeki değişikliğin 01.01.2020 tarihinde yürürlüğe girdiği,
bu tarihten önce süreli olarak tesis edilen ipoteklerin de, şayet süre sona ermiş ise
01.01.2020 tarihinden itibaren 30 günlük sürenin sonunda takibin başlatılması
gerekeceğinin açık olduğu–Bu süre zarfında belirtilen şerhin konulmaması halinde
ipoteğin, malikin talebi ile tapu müdürlüğünce terkin edileceği– ................................. 1127
253) İcra ve İflas Kanunu'nda, icra müdürünün görevleri ve yetkilerinin sayıldığı,
"yatırılan paraların nemalandırılacağına" ilişkin İİK’nun 134. maddesindeki özel
düzenleme dışında açık şekilde bir düzenlemeye yer verilmediği –İİK ve sair
mevzuatta ' İcra Müdürlüğü'ne yatırılan paraların hangi durumlarda ve nasıl
nemalandırılacağı' nın tahdidi olarak sayıldığı –Borçlu vekilince nemalandırılması
talep edilen dosyada "teminat olarak yatırılan 3 aylık kira bedelinin,
nemalandırılması kanunen gereken meblağlar arasına girmediği"– ............................. 1131
254) Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek
olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen
tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış
kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277. md) bulunması gerektiği–Bu ön
koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280.maddelerinde yazılı iptal
şartlarının bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği–Tarafların tapuda
16/08/2018 tarihinde rızai taksim yaparak, taşınmazları paylaştıkları, dava edilen
tasarruftaki taşınmazda ise 1/8 hisse davalı borçlu İ. C.'a 1/8 hissenin ise davalı
üçüncü kişi borçlunun kardeşi M. C. adına tescil edildiği, bundan bir gün sonra ise
borçlu tarafından 1/8 hissenin M. C.'a değil dava dışı E. C.'a satıldığı, borçlu
tarafından M. C.'a dava edilen 108 ada 68 parselde hisse satışı yapılmadığı,
16/08/2018 tarihinde yapılan devirlerin ise rızai taksime dayalı yapıldığı, bunun
aksine dosyada delil olmadığı anlaşılmakla, İİK 277. ve devamı maddelerine dayalı
açılan davası ispatlanamadığı gibi TBK 19. maddesine dayalı muvazaa iddiasının
da ispatlanamadığı– ...................................................................................................... 1135
255) 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 143/5. maddesi, varlık yönetim
şirketlerinin yaptıkları işlemleri ve bununla ilgili olarak düzenlenen kağıtları,
kuruldukları takvim yılı ve bunu izleyen beş yıl süresince, 492 sayılı Harçlar
Kanunu'na göre ödenecek harçlardan, maddede sayılan diğer vergilerden ve
kesintilerden istisna tuttuğu–Somut olayda yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler
uyarınca yargı harçlarından muaf olmadığı anlaşılan davacıdan, dava açılırken peşin
alınması gereken başvurma harcı ile nispi karar ve ilam harcı alınmaksızın
yargılamaya devam edilmesi usul ve kanuna uygun olmadığı–.................................... 1141
256) Davanın; İİK'nun 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun
iptali davasına ilişkin olduğu–Somut olayda; davacının ilk dava dilekçesinde
belirttiği taşınmazlar yönünden davanın kabulüne, dahili davalılar ve parseller için
usulünce açılmış bir dava bulunmadığı, yargılama sırasında da ıslah ile dahi
taraflarda değişiklik yapılamayacağı gerekçesiyle 'davanın usulden reddine' karar
verilmesi ve bu davalılar lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekeceği–
Tasarrufun iptali davalarında üçüncü kişinin borçludan satın aldığı malı elinden
çıkarması ve satın alan dördüncü kişinin davaya dahil edilmemesi ya da davaya
dahil edilmekle birlikte iyi niyetli olduğunun anlaşılması halinde İİK’nun 283/2.
maddesi uyarınca bedele dönüşen davada üçüncü kişinin dava konusu malı elinden
çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında bedelle sorumlu tutulması gerekeceği– ...... 1144
257) İpotek resmi senedinde, dava konusu ipoteklerin 'bilâ faiz ve 15.10.2014 süre
ile' tesis edildiği belirtilmiş, icra takipleri ise 11.12.2014 tarihinde başlatılmış
olduğundan, bu durumda, 15.10.2014 tarihinde ipotek kalkacağından, ipotek
süresinden sonra bu ipoteklere dayanılarak ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip
yapılamayacağı– ........................................................................................................... 1146
258) İİK.nun 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarının
dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu
hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu
borçtan sonra yapılmış olması, borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz
belgesinin (İİK. m. 277) bulunması ve davanın 5 yıllık hakdüşürücü süre içinde
açılmış olması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve
280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılması
gerektiği–Taşınmazların hissesini davalı– borçludan satın alan diğer davalı
H.Ü.'nün borçlunun kardeşi olması sebebiyle, İİK'nun 280/1 maddesinde vücut
bulan borçlunun amacını ve durumunu bildiğine ilişkin yeterli emare mevcut
olduğu– Kaldı ki, satış bedellerinin mutat yollarla ödendiği de ispatlanmadığı– Bu
hali ile İİK'nun 280/1 ve 2. maddesinde vücut bulan emarelerin var olduğu ve
dolayısıyla tasarrufun iptal koşullarının oluştuğu anlaşıldığından, ilk derece
mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesi yerinde olduğu– ............................. 1149
259) Dosya kapsamında yer alan nüfus kayıtlarına göre; davalı borçlu C. Ö. ile
davalı 3. kişi Ş. Ç.’in kardeş oldukları, davalı Y. G.’in ise kardeşleri K. Ö.’ün kızı
olduğunun anlaşıldığı, davalıların arasında akrabalık ilişkisi olduğunun
anlaşılmasına, her ne kadar davalılar arasında miras taksim sözleşmesi olduğu iddia
edilmişse de; dosyaya bu miras taksimine ilişkin bir sözleşme sunulmamasına, dava
dışı diğer kardeşlere bırakılan bir taşınmaz olup olmadığının anlaşılamamasına göre
davalı borçlu ile diğer davalılar arasında miras taksim sözleşmesi gereği
taşınmazların davalılara devredildiği ispatlanamadığından ve davalı 3. kişi Ş. Ç.;
dava konusu taşınmazları davalı borçlu C. Ö.’ten olan alacaklarına karşılık aldığını
beyan etmiş olup taşınmazın borca karşılık devrinin İİK’nun 279/2 maddesi
gereğince mutad ödeme vasıtası olmamasına göre, davanın kabulüne karar
verilmesi gerekeceği–Tasarrufun iptali davalarında 3. kişinin borçludan satın aldığı
malı elinden çıkarması ve satın alan dördüncü kişinin davaya dahil edilmemesi ya
da davaya dahil edilmekle birlikte iyi niyetli olduğunun anlaşılması halinde İİK’nun
283/2 maddesi uyarınca bedele dönüşen davada üçüncü kişinin dava konusu malı
elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında bedelle sorumlu tutulması
gerekeceği– ................................................................................................................... 1152
260) Tasarrufun iptali davalarında davanın kabulüne karar verilmesi halinde
alacaklının icra dosyasındaki alacak ve ferilerini kapsayacak, aciz belgesi temin
edilmiş ise bu belgedeki alacak miktarı ile sınırlı olarak tasarrufun iptali ile davacıya
haciz ve satış yetkisi verilmesi icap edeceği–Dava konusu şey davalı üçüncü kişi
tarafından dava dışı kimselere temlik edilmişse davacının, bu davalı hakkında
davasını nakden tazmine dönüştürme veya temlik alan kişiyi de davaya dahil etme
imkanı bulunmakta olduğu–Yine nakden tazmin miktarı belirlenirken üçüncü kişi
davalının eşyayı elinden çıkarttığı tarihteki rayiç değer nazara alınacağı–Ayrıca
nizalı şey borçlu adına hisseli olarak kayıtlı ise bu hisse miktarı nazara alınacağı–
İşin esası incelenecekse; taraflar arasındaki tarihsiz miras payının taksimi
sözleşmesi uyarınca mirasçılara verilen yerlerin tedavüllü tapu kayıtlarının
getirtilmesi, sözleşmenin fiilen uygulanıp uygulanmadığının denetlenmesi, şayet
sözleşme tatbik edilmiş ise mirasçıların miras hisselerine göre elde ettikleri şeyin
hakkaniyete uygun olup olmadığının değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar
verilmesi gerekeceği–Şayet miras taksim sözleşmesi infaz edilmemiş ise dosya
kapsamı, taraflar arasındaki akrabalık derecesi, satım karşılığının usulünce ödenip
ödenmediğini takdir ve değerlendirmesi ile gerekli kararın verilmesi icap edeceği– ... 1155
261) Bilirkişi tarafından taşınmazın ½ hissesi için 114.000,00 TL rayiç bedel
belirlenmesi ve dava konusu taşınmazın ½ hissesinin 65.000,00 TL bedelle davalı
borçlu tarafından davalı üçüncü kişiye tapuda satılması halinde, taşınmazın
tapudaki devir bedeli ile gerçek değeri arasında mislini aşan bedel farkı oluşmamış
kabul edileceği– Taşınmazın yalnızca ½ hissesi satın alındığından, kanuni şufa
hakkı ile karşı karşıya kalma ihtimalinin tek başına davalılar arasında kötü niyeti
göstermeyeceği– Tasarruf tarihinden sonra taşınmazda davalı borçlunun boşanmış
olduğu eşinin ikamet etmeye devam ettiği anlaşıldığından, tasarrufun iptali
davasının kabulüne karar verilmişse de, davalı üçüncü kişi "taşınmazı yatırım
amaçlı satın aldığını ve satın aldığı kişilerin taşınmazda bir süre daha oturmak
istediklerinden kiraya verdiğini" belirterek dosyaya kira sözleşmesi sunduğundan,
öncelikle davalılara bu kira sözleşmesine istinaden kira ödeyip ödemediğine dair
delillerinin sorulması, varsa bunların dosyaya kazandırılması ve daha sonra dava
konusu tasarrufun İİK. 280/1 madde gereğince iptale tabi olup olmadığının
değerlendirilmesi gerektiği– İİK.nun 280. maddesine göre İİK.nun 280. maddesine
göre kötü niyeti kanıtlama yükümlülüğü davacı tarafta olup, dava konusu
taşınmazın yalnızca ½ hissesi satın alındığından kanuni şufa hakkı ile karşı karşıya
kalma ihtimali de tek başına davalılar arasında kötü niyeti göstermeyeceği– .............. 1158
262) "İcra takibinin, sahte senede dayalı olarak yapılmış olduğu"nun iddia edilmiş
halinde, ceza mahkemesince veya C.Savcılığınca "icra takibinin durdurulması"
konusunda tedbir kararı verilebileceği–Şikâyetçi borçlu tarafından yasal süresinde
icra mahkemesinde borca itiraz edilmeyerek takip kesinlemiş olup, takibe konu
senedin sahteliğinin iddia edilmesi HMK’nun 209. maddesinin 1. fıkrası uyarınca
takibin durdurulması sonucunu doğurmayacağından ve ceza mahkemesi veya
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilmiş bir tedbir kararı da olmadığından icra
dairesince haczin uygulanmasında bir usulsüzlük bulunmadığı– ................................. 1161
263) İİK.’nun 280. maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun
alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde
bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği
veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal
edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmesi
gerektiği–Gerçek bir alacağı bulunan alacaklıya borçlunun borcunu temlik etmesi
geçerli bir ifa aracı olduğu–Burada önemli olan devir alanın, bu temliki gerektirir
nitelikte ve boyutta borçludan gerçek bir alacağının olduğunun sabit olması
gerektiği– ...................................................................................................................... 1168
264) Davalı borçlu ve üçüncü kişinin aynı ilçede (Aliağa’da) oturuyor olmaları,
satış tarihi itibari ile ilçenin 85.000 nüfusa sahip olması ve yine aynı tarihte birden
fazla taşınmaz alımının tek başına muvazaayı göstermeyeceği, borçlunun
akrabalarına ait olan şirketin borçlu ile aynı alanda faaliyeti ve aralarında ticari ilişki
olduğuna dair delil bulunmaması nedeni ile, mahkemenin bu gerekçelerinin yerinde
görülmediği–Bağımsız bölümlerin tapuda toplam 40.000 TL'ye alındığı, taşınmazın
üzerinde bulunan ipoteğin 395.000,00 TL ödenerek kaldırıldığı, (yani, bu
taşınmazlar için toplam 435.000,00 TL ödeme yapıldığı) ve bilirkişilerce
taşınmazların toplam değerinin 840.000,00 TL olarak belirtildiği anlaşıldığından,
her iki değer arasında bir mislini aşan bir fark olmadığından İİK. m. 278/3–2
uyarınca iptal koşulları oluşmadığı– ............................................................................. 1171
265) Takipten sonra açılan bonolara dayalı menfi tespit istemine ilişkin davada,
menfi tespit davasına bakan mahkemece, İİK’nun 72– (3) maddesi uyarınca ihtiyati
tedbir kararı verilmesi halinde yukarıda açıklanan usule göre % 15 teminatı
mahkeme veznesine yatırması ve borçlunun mahkemece tayin edilen bu teminattan
ayrı olarak icra müdürlüğüne talep anına kadar ferileri ile birlikte hesaplanan dosya
borcunun tamamını nakit olarak depo etmesi ya da bu miktar muteber ve kesin
banka teminat mektubunu sunması halinde takibe devam edilemez ve hacizlerin
kaldırılması gerekeceği, bu hususta davacının talebinin İcra Müdürlüğü tarafından
reddedilmesi halinde İcra Hukuk Mahkemesine şikayet yoluna başvurulabilecek
olup, bu hususta menfi tespit davasına bakan mahkeme görevli olmadığından
mahkemenin bu husustaki ret kararında bir isabetsizlik bulunmadığı, davacı
vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulüne, kararın açıklanan gerekçeler
doğrultusunda kaldırılması ve davanın yeniden görülmesi gerektiği– .......................... 1174
266) Tasarrufun iptali davalarında; alacaklı davacının alacağının gerçek olması,
kesinleşmiş bir icra takibi bulunması, alacaklının İİK.'nın 105. veya 143. maddesi
uyarınca kat’i veya geçici aciz belgesi sunması, tasarrufun borcun doğumundan
sonra yapılmış olması dava ön şartlarından olduğu–Gerekirse bilirkişi heyetinden
keşif yapılan bağımsız bölüm adresi ile haciz tutanağında bildirilen adresin aynı
adres olup olmadığı hususunda ek rapor alınması, davacı tanıklarının bu hususa
ilişkin olarak ayrıntılı dinlenmeleri, aynı adreste ikamet etmesi halinde kullanım
nedeni veya şekli araştırılmak suretiyle devrin muvazaalı olup olmadığı, alacaklıya
zarar verme kastı ile hareket edip etmediklerinin tespitine göre karar verilmesi
gerekeceği– ................................................................................................................... 1180
267) Tasarrufun iptali davası devam ederken, kaydına ihtiyati haciz konulmuş olan
dava konusu taşınmaz dördüncü bir kişiye devredilebilir ancak bu devirden
haberdar olmayan mahkeme, davacıyı "davasını dördüncü kişiye yöneltip
yöneltmeyeceği" konusunda uyarmaz ve davacı da "davasını bu kişiye yöneltip
yöneltmeyeceği ve davasını bedele dönüştürmüş olduğunu" bildirmezse,
mahkemece verilen "davanın kabulüne" ilişkin karar, taşınmazı üzerindeki ihtiyati
haciz ile yükümlü olarak almış olan dördüncü kişiyi etkiler mi? ................................. 1184
268) 6183 s. K.'nun 24 vd. maddelerine göre açılan tasarrufun iptali davalarının
dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu
hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu
borçtan sonra yapılmış olması ve davanın tasarruf tarihinden itibaren 5 yıllık hak
düşürücü süre içinde açılmış olmasının gerekli olduğu–Bu ön koşulların bulunması
halinde ise 6183 Sayılı AATUHK'nun 27, 28, 29 ve 30 maddelerinde yazılı iptal
şartlarının bulunup bulunmadığının araştırılması gerekeceği–Davacı idarenin
davaya konu vergi alacağına ilişkin tüm belgeleri dosyaya sunmaları istendikten
sonra, davalı borçlunun vergi borcunun doğduğu tarih belirlenmeli, davalı (Y)
tarafından vergi mahkemesinde açılan davaların kesinleşip kesinleşmediği
araştırılmalı, kesinleşmemişse kesinleşmesi beklenilmeli, kesinleşme halinde
davacı İdareden davalı borçlunun sorumlu olduğu miktarların bildirilmesi
istenilmeli, tasarrufun iptali davalarının kabulü halinde İİK 283.madde hükmü
kıyasen uygulanarak tasarruf tarihine kadar olan takip konusu kamu alacağı ve
eklentileriyle sınırlı olarak tasarrufun iptaline karar verildiği de gözetilerek tasarruf
tarihlerine kadar olan sorumluluğun belirlenmesi bakımından bilirkişi incelemesi
yaptırılarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekeceği– ............................... 1194
269) Devir işleminin miras taksim sözleşmesine göre yapılmadığı, tapuda satış
göstermek sureti ile devredildiği ve satış bedeli ile rayiç bedeller arasında bir misliyi
aşan farklar bulunduğu, bu itibarla İİK'nun 278/3. maddesinin 1. ve 2. bentlerine
göre bu tasarruf işlemlerinin bağışlanma hükmünde sayılıp batıl olduğu–Tavzih
yoluna başvurabilmek için hükmün kesinleşmesini beklemeye gerek olmadığı,
kesinleşmemiş kararlar hakkında da tavzih istenebileceği– .......................................... 1199
270) 6100 sayılı HMK’nun 355. maddesi uyarınca incelemenin, istinaf dilekçesinde
belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı
ise re'sen gözetileceği; yine; HMK'nun 357. maddesine göre de "İlk derece
mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmaların istinafta dinlenemez ve
istinafta yeni delillere dayanılamayacağı– .................................................................... 1201
271) Borçlu davalının maliki olduğu taşınmazlar üzerindeki hacizlerin alacağı
karşılamadığı, başkaca mal varlığı bulunmadığı gibi miras yoluyla kalan davaya
konu edilen taşınmazların borcun doğumundan sonra diğer davalılara temlik
edildiği, temliklerin alacaklıyı zararlandırmak kastı ile yapıldığı iddiasıyla eldeki
tasarrufun iptali davasının açıldığı, davacının dava açmakta haklı olup olmadığının
yargılamayı gerektirdiği, ihtiyati haciz için davaya ilişkin tüm koşulların
gerçekleşmesinin beklenemeyeceği açık olup somut olayda ihtiyati haciz kararı
verilmesi için yasal koşulların gerçekleştiği, ihtiyati haciz koşullarının mevcut
olduğu dikkate alınarak isteğin kabulüne ve itirazın reddine karar verilmiş
olmasında bir isabetsizlik bulunmadığı– ...................................................................... 1204
272) İptal davasından maksat İİK.’nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazıldığı gibi
alacağın tahsilini temin için borcun doğumundan sonra yapılan tasarrufların iptaline
hükmettirmek olduğu–Bu davanın ön koşulu ise, borçlu hakkında alınmış kesin
veya geçici aciz belgesinin (İİK. m. 277) bulunması olduğu–Ön koşulun bulunması
halinde ise İİK.’nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup
bulunmadığı araştırılması gerektiği– ............................................................................ 1207
273) Davada “alacaklının borçluda gerçek bir alacağının olması” koşulunun
irdelenmesi, somut olayın çözümünde önem taşımakta olduğu–Eğer tasarrufta
bulunanın alacaklıya gerçek bir borcu olmadığı iddia ediliyorsa, bu durumda
tasarruf sahibinin öncelikle borçlu sıfatı çözümlenmesi gerektiği–Bu nedenledir ki,
üçüncü kişi– davalının, borcun gerçek olmadığı iddiası ve muvazaanın varlığı
yönündeki savunmasının araştırılmasında zorunluluk olduğu–Aksi takdirde, takip
alacaklısıyla anlaşarak veya nasıl olsa kendisinin borca batık olması nedeniyle
gerekli çabayı göstermeyerek icra takibine itiraz etmeyen, itiraz üzerine durması
söz konusu olmayan kambiyo senetlerine dayalı takibe karşı menfi tespit davası
açmayan takip borçlusunun bu davranışı karşısında borçludan mal edinen üçüncü
kişilerin yargı eliyle zarara uğratılması söz konusu olur ki, bunun kabulüne olanak
olmadığı–Hatta tasarrufta bulunurken borçlu olmayan kötü niyetli kişilerin mal
varlığındaki bir unsuru iyi niyetli üçüncü kişilere devrettikten sonra hileli işbirliği
halinde olduğu kimselere eski tarihli borç senedi vererek elinden çıkardığı malları
iptal davası yoluyla dolaylı olarak geri alması dahi imkan dahiline sokulabileceği–
Elbette ki bunlar kanunun amaçladığı durumlar olmadığı, tasarrufun iptali
davalarında alacaklıya alacağını tahsil olanağı sağlanırken bu alacaklının alacağının
şeklen varlığının değil, gerçekliğinin amaçlandığını göz ardı etmemek gerekeceği– .. 1210
274) İİK 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali davaların
dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, davalı– borçlu
hakkındaki takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu
borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz
belgesinin (İİK. m. 277) bulunması gerektiği–Bu ön koşulların bulunması halinde
ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup
bulunmadığı araştırılması gerektiği–İcra takibi kesinleşmekle takip dosyası
kapsamından alacağı karşılayacak ölçüde borçlu adına kayıtlı mal varlığına
rastlanmadığından borçlunun meskeninde yapılan ve haczi kabil mal varlığı
bulunmadığı kayıt altına alınan 03/02/2017 tarihli haciz tutanağının 2004 sayılı
İİK'nun 105. maddesi uyarınca aynı yasanın 143'üncü maddesinde belirtilen aciz
vesikası niteliğinde olduğu görülmekte olduğu–Buna göre dava özel şartları
gerçekleşmiş olduğu–Somut olaya bakıldığında, 10/10/2016 tarihinde düzenlenen
miras taksim sözleşmesi gereğince dava dışı muristen mirasen intikal eden 12 adet
taşınmazların dört mirasçı; davalı– borçlu ile kardeşleri ve annesinin miras hisseleri
oranında taksiminin yapıldığı–Taksimler arasında çok önemli bir oransızlık
bulunmadığı anlaşılmakla davalılar arasında yapılan taşınmaz devrine ilişkin
tasarruf işlemlerinde mal kaçırmanın amaçlanmadığı–mahkemece ispatlanamayan
davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı herhangi bir yön
bulunmadığı– ................................................................................................................ 1215
275) davalı– borçlu, diğer davalı– 3. Kişiye satılmış olan 'arsa' üzerine 3. Kişi
tarafından 'bina' yapılmış olması halinde, 'tasarrufun iptaline' ilişkin davaya bakan
mahkemece, mutlak olarak, dava sonunda 'tapuda arsa olarak gözüken taşınmaz
hakkında' –üzerindeki bina ile birlikte –davacı–alacaklıya "cebri icra yetkisi"
tanınabilir mi? – Davalı üçüncü kişi, "taşınmazı arsa olarak satın aldığını ve aldığı
tarihte taşınmaz üzerindeki binanın bulunmadığını" beyan ettiğinden, mahkemece
alınan bilirkişi raporunda taşınmazın değeri belirlenirken hem arsa değeri hem de
üzerindeki binanın değeri toplam olarak değerlendirilerek bedel farkı hususunun
yanlış değerlendirilmiş olduğu–Mahkemece öncelikle dava konusu edilen
taşınmazın tasarruf tarihinde davalı borçlu tarafından davalı üçüncü kişiye
devredilirken taşınmaz üzerindeki binanın var olup olmadığı, taşınmaz üzerindeki
binanın kim tarafından ve ne zaman yapıldığı araştırılıp tespit edilerek, eğer söz
konusu bina tasarruf tarihinden sonra yapılmışsa, taşınmazın sadece arsa değerinin
belirlenip, tespit edilecek bu değerle, taşınmazın tapudaki satış bedeli arasında fahiş
fark bulunup bulunmadığının belirlenmesi, bedel farkı bulunması halinde tasarrufun
İİK. m. 278/3– 2 uyarınca, alacak ve ferileriyle sınırlı olarak iptaline, bedel farkı
olmaması halinde ise davanın reddine karar verilmesi gerektiği– ................................ 1219
276) Dava dilekçesindeki ileri sürüşe ve yargılama sırasında davacı vekili
tarafından yapılan ıslaha göre dava niteliği itibarıyla TBK 19.maddesinde tanımını
bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davası olduğu–Muvazaa davası
borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tesbit
ettirmeyi amaçladığı–Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar
gören 3. kişiler tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri
sürebilecekleri–3. kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün
benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması
ve bu alacağın ödenmesini önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması
gerekeceği–Davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa
nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamak olduğu–
Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi
almasına gerek olmadığı–Muvazaaya dayalı iptal davasında davacı muvazaalı
işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmekte olduğu–Davacının iddiasını
kanıtlaması halinde iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline
yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK. m. 283/1 kıyasen uygulanarak iptal ve tescile
gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden
hüküm kurulması gerekeceği– ...................................................................................... 1222
277) Kanun koyucunun, tasarrufun iptali davasını düzenlemek suretiyle (İİK m.
277– 284), borçlunun, hacizden veya iflasından önceki bir tarihte malvarlığına dahil
bazı değerleri hukuken geçerli bir takım tasarrufi işlemlerle malvarlığı dışına
çıkarmış olması halinde, aciz vesikası sahibi alacaklıyı ve iflas halinde iflas
alacaklılarını korumak maksadıyla tasarrufi işlem konusu malların, belirli şartlar
altında tekrar alacaklının cebri icra sahası içine çekilebilmesine veya iflas masasına
alınabilmesine imkan tanımış olduğu– Davacının (alacaklının) bu davayı açabilmesi
bazı şartlara bağlı olduğu–İİK’nun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen
tasarrufun iptali davalarının dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının
gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen
tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması, borçlu hakkında alınmış
kesin veya geçici aciz belgesinin bulunması gerektiği–Haciz tutanağında, borçlunun
haczedilebilir hiçbir malının bulunmadığı açıkça yazılı değilse veya borçlunun
haczedilen mallarının takdir edilen kıymetine göre takip konusu alacağı
karşılayacağı anlaşılmakta ise, böyle bir haciz tutanağı aciz belgesi niteliğinde
değildir ve alacaklı, böyle bir haciz tutanağı ile iptal davası açamayacağı–İlk derece
mahkemesince davanın kabul gerekçesi olarak, taşınmazların akit tablolarında
yazılı değerleri ile mahkemece belirlenen değerleri arasında 30 katı aşan fark
gösterildiği–Fakat, taşınmazlar üzerinde bulunan rehin ve hacizler ile ilgili
araştırma yapılmadığı, tasarruf tarihindeki miktarlarının araştırılmadığı
görüldüğünden, bu sonuca ulaşmak yeterli bulunmadığı–............................................ 1230
278) İhtiyati haciz genel olarak İİK'nun 257– 268. maddeleri arasında
düzenlendiği–Tasarrufun iptali davalarına ilişkin olarak ise İİK'nun 281/2 madde ve
fıkrasında daha özel bir düzenleme yapıldığı–Buna göre hakim iptale tabi
tasarrufların konusu olan mallar hakkında alacaklının talebi üzerine ihtiyati haciz
kararı verebileceği–Teminatın lüzum ve miktarı mahkemece tayin ve takdir
olunduğu–Bu düzenleme ile ihtiyati haciz için aranması gereken bazı koşullar
tasarrufun iptali davalarına özgü olarak yumuşatıldığı–Aynı davada öncelikle
tasarrufun iptali, olmadığı takdirde nakden tazminat talep edilmesi ve hem taşınmaz
üzerine hem de tasarrufun iptali talebinin reddi ihtimaline binaen üçüncü kişi
yönünden istenen nakden tazminat miktarı kadar ihtiyati haciz isteminde
bulunulabileceği–Şartları mevcutsa mahkemece bu talep hakkında karar verilmesi
gerektiği–Davacı tarafça 25 adet taşınmaz için tasarrufun iptali davası ikame
edildiği ve ihtiyati haciz talebinde bulunulduğu, mahkemece her bir taşınmaz
yönünden 5.000– TL teminat mukabilinde istemin kabul edildiği görüldüğü–Dosya
kapsamı, alacağa esas icra dosyası içeriği, borcun henüz ödenmemiş olması,
alacaklının hak kaybına uğrama ihtimali, İİK 257 ve devamı maddeleri ile aynı
yasanın 281'inci maddesi hükümleri ile tarafların iddia ve savunmalarının
muhakeme neticesinde tebarüz edeceği görülmekle, davacın ihtiyati haciz isteminin
kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun olduğu, davalı tarafın yerinde
görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerektiği– .............. 1237
279) Dava, takip borçlularına gönderilen ödeme emirlerinin usulsüz tebliğ edildiği,
aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanaklarının usulsüz olduğu, aşkın haciz yapıldığı
ve ihtiyati haczin usulsüz infaz edildiği iddiaları ile ödeme emrinin, haciz
tutanaklarının ve ihtiyati haczin usulsüz infazının iptali istemi olduğu–Pencereden
bakılarak yapılan haciz işleminin yasal olmadığı, takip dosyasından yapılan
hacizlerin acze konu edilemeyeceği gerekçesi ile haciz tutanaklarının iptali talep
edilmiş ise de, takip dosyası kapsamındaki haciz tutanaklarının geçici aciz vesikası
niteliğinde olup olmadığının belirlenmesi ancak tasarrufun iptali davasına bakan
mahkemece değerlendirilebileceği–Tasarrufun iptali davasında verilen ihtiyati
haciz kararı, tedbir niteliğinde olup, HMK'nun 394. maddesine göre ihtiyati tedbirin
infazına yönelik şikayeti inceleme yetkisi karar veren mahkemeye ait olduğu– .......... 1241
280) Mahkemece bir işin yapılmasına ilişkin olmak üzere verilen eda hükmü içeren
kararların ilamlı icraya konu edilebileceği, takibe dayanak ilamın, anlaşmalı
boşanma protokolünün onaylanması mahiyetinde olup, ilamlı icra takibine konu
edilemeyeceği– ............................................................................................................. 1244
281) Ön inceleme duruşmasında, "tarafların sulh ve arabuluculuktan yararlanıp
yararlanmayacakları" sorulduktan sonra imzaları alınmış, taraflar arasındaki
uyuşmazlık noktaları tespit edilmediği, karar verilen celseden önceki duruşmada,
sadece davacı vekili hazır olduğu halde "karar verilmek üzere incelemeye
alınmasına" karar verilmiş, "bir sonraki celse sözlü yargılamaya geçileceği" hususu
belirtilmemiş ve taraflara bu yönde kanunun aradığı şekilde ihtaratlı bir bildirim de
yapılmamış olup, davacı vekili ile davalı vekilinin beyanları alınarak, "tahkikatın
bittiği ve sözlü yargılama aşamasına geçildiği" bildirilmeden ve son sözleri
sorulmadan(HMK.m.186/(2) ve 321/(1)) davanın reddine dair karar verildiği
anlaşılmakla, HMK ile öngörülen yargılama aşamalarına uyulmadan, usulüne
uygun sözlü yargılama yapılmadan tarafların savunma hakkını kısıtlayacak ve adil
yargılanma hakkını etkileyecek şekilde yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm
kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu–Borcun doğumunun tasarruf tarihinden
sonra ödenmemiş kart borcunun doğum tarihi olarak kabul edilmişse de borçlu ile
alacaklı arasındaki kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihten itibaren sürekli
yenilenen bir borç ilişkisi meydana geldiğinden, borcun doğumunun yenilenen ilişki
tarihi değil sözleşmenin imza tarihi olarak kabulü gerektiği– ...................................... 1246
282) Borçlu tarafından İİK. m. 72/3 koşullarında menfi tespit davası açılması
halinde, alacağın %15’inden aşağı olmamak üzere teminat karşılığında
mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya
ödenmemesi istenebileceği–Borçlunun, mahkemece tayin edilen teminattan ayrı
olarak icra müdürlüğüne talep anına kadar fer'ileri ile birlikte hesaplanan dosya
borcunu nakit olarak yatırması ya da tamamını karşılayan ve her an paraya
çevrilebilir muteber, kesin banka teminat mektubunu vermesi halinde alacaklı
tarafından takibe devam edilemeyeceği–Dosya borcunun tamamının icra
müdürlüğüne yatırılması halinde, mevcut hacizler aşkın hale geleceği gibi,
hacizlerin devam etmesinde alacaklının da hukuki yararı kalmayacağı– ..................... 1250
283) Kural olarak mirasın reddinin bağışlama sayılmadığı–Ancak borçlunun
alacaklılarına zarar verme kastı ile mirası reddetme işlemi tasarrufun iptali davasına
konu olabildiği–Mirasın reddi yasal bir hak olmakla birlikte hakkın kötüye
kullanımını hukuk düzeninin korumayacağı Medeni Kanun’un 2.maddesinin gereği
olup, borçlunun alacaklılarına zarar verme kastı ile yaptığı işlemin iptali mümkün
olabileceği–................................................................................................................... 1252
284) Davacının (alacaklının) bu davayı açabilmesi bazı şartlara bağlı olduğu–
İİK’nun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarının
dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu
hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu
borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz
belgesinin bulunması gerektiği–Borçlu– davalı’nın adresine haciz için gidildiği ve
haczi kabil mal bulunmadığına ilişkin tespitin tutanağa yazıldığı görüldüğü–İçeriği
ve yapılan işlemler yönünden bu haciz tutanaklarının aciz vesikası niteliğinde
olduğu açık olduğu–İcra dosyasında yapılan araştırma da bunu desteklemekte
olduğundan, aciz halinin gerçekleştiği görüldüğü–Genelde, borçlunun iptal
edilebilecek tasarrufları, alacaklılarından mal kaçırılmasına yönelik olarak yapılan
ivazsız veya aciz halinde yapılan tasarruflarla alacaklılarına zarar verme kastıyla
yapılan tasarruflar olduğu– ........................................................................................... 1255
285) HMK’nun 167. maddesi gereğince yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini
sağlamak için davanın her aşamasında talep halinde veya kendiliğinden ayrılmasına
karar vereceği–Dava konusu olaydaki taraf ve taşınmaz sayısının fazlalığı,
tasarrufların ayrı ayrı oluşu, bir kısım taşınmaz ve tarafların birbirinden farklı ve
bağımsız oluşu, talep sonuçlarının, toplanacak (toplanmış) delillerinin farklı oluşu
dikkate alınarak yargılamanın daha sağlıklı yürütülmesi için taşınmaz veya
davalıların belli gruplar halinde ayrılmasına karar verilmesi gerekirken tüm
davalılar yönünden davaların birlikte görülmesi HMK’nun 167. maddesine
aykırıdır. Bu sebeple kararın kaldırılması gerektiği–Kural olarak, HMK 26. maddesi
hükmüne göre, mahkeme tarafların iddia, savunma ve talepleri ile bağlı olduğu–
Kural olarak mahkemenin talepten fazlasına veya başka bir şeye hükmetmesi olanak
dışı olduğu–Dava konusunu, davacının belirlediği–Mahkeme de ancak davacı
tarafından belirlenen konuda karar verebileceği–Mahkemece, davacının talebinden
fazlasına da karar verilemeyeceği–Öğreti ve uygulamada taleple bağlılık olarak
adlandırılan bu kural sadece sonuç istem yönünden değil, sonuç istemi oluşturulan
her bir alacak kalemi yönünden de uygulanacağı– ....................................................... 1260
286) Tasarrufun iptali davalarında borcun doğum tarihinin tasarruf tarihinden önce
olması dava şartı olduğu–Davalılar arasında miras taksim sözleşmesi ve borçlunun
mirastan feragatine ilişkin sözleşme yapılmış ise de; iptali talep edilen tasarruf resmi
satış senedinden anlaşılacağı üzere bedeli mukabilinde yapılmış bir satış işlemi
olduğu–Davalılar kardeş olup İİK'nun 278/3/1 maddesi gereğince davalılar arasında
yapılan bu tasarruf bağışlama mahiyetinde olduğu–Bu karinenin aksi davalılar
tarafından aynı kuvvetteki delillerle kanıtlanması gerektiği–Eldeki davada
davalıların ispata yönelik bir delili olmadığından davanın kabulüne karar verilmesi
gerekirken aksi düşünceyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığı– ............ 1266
287) İcra dosyasındaki dava dışı diğer borçluların aciz halinin gerçekleşmemiş
olması tasarrufun iptali davasının davalısı olan borçlu lehine dikkate alınabilecek
bir husus olmadığı– Dava konusu olayda, davalı borçlu ile ilgili İİK.'nin 105/2.
maddesi uyarınca dava şartı (aciz hali) gerçekleştiğinden mahkemece işin esasına
girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekeceği– ................................................... 1269
288) Dava dilekçesindeki ve aşamalardaki açıklamalara göre davanın hem TBK 19.
maddesinde tanımlanan muvazaa hukuksal nedenine, hem de İİK'nun 277. ve
devamı maddelerine dayalı açılmış iptal davası olduğu anlaşıldığı–Mahkemece işin
esasına girilerek davanın reddine karar verilmiş ise de, dava şartları bakımından
inceleme yapılmadığından karar usul ve yasaya aykırı olduğu–Kişilerin dava
hakkının “hukuki yarar” ile sınırlı olduğu–HMK.nın 114/h maddesinde düzenlenen
hukuki yarar, davanın konusuna ilişkin dava şartlarından olup davacının dava
açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekeceği–Davada
davacının hukuki yararının bulunup bulunmadığı, mahkemece re'sen araştırılacak
hususlardan olduğu–Tüm davalarda olduğu gibi muvazaa hukuksal nedenine dayalı
iptal davasında da HMK’nun 114. maddesinin (h) bendi uyarınca davacının, dava
açmakta hukuki yararının bulunmasının zorunlu olduğu–Muvazaa hukuksal
nedenine dayalı iptal davası bakımından davacının hukuki yararının bulunup
bulunmadığı, İİK'nun 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılmış iptal davasında ise
davacının aciz halinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekeceği– .................. 1272
289) Gerek öğretide gerekse yargı kararlarında tasarrufun iptali davası açılabilmesi
için borç ödemeden aciz belgesinin ibraz edilmesi gerektiği ve aciz belgesinin özel
bir dava şartı olduğu kabul edilmekte olfuğu–İptal davası açılabilmesi için
alacaklının alacağını kısmen veya tamamen alamamış olması gerektiği–Borçlunun
haczedilebilecek veya haczedilmiş malları var ve bunların bedeli alacaklının
alacağını ödemeye yetmekte ise, alacaklının, borçlunun üçüncü kişilerle yapmış
olduğu tasarrufların iptalini dava etmekte hiçbir hukuki yararı olmadığı–İİK.’nun
280.maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar
vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve
zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren
açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hükme bağlandığı–
Dava konusu taşınmazı davalı (O)'dan satın alan davalı (B) açısından tasarrufun
iptal edilebilmesi, bu kişinin borçlunun zarar verme kastını bilmesi şartına bağlı
olduğu–Zira, tapuda gösterilen bedel ile mahkemece belirlenen bedel arasında misli
fark olmadığından ve yasanın belirlediği derecede akrabalık ilişkisi
bulunmadığından İİK.’nun 278. maddesinin uygulanma imkanı olmadığı–3. kişinin
borçlunun zarar verme kastını bildiği hususu, emareler ile ispat edilebileceği–
Borçlunun zarar verme kastı gibi, bu kastın ve işlemin zarara neden olabileceğinin
bilinmesi de içsel ve ispatı güç bir vakıa olduğu–Dosyaya sunulan deliller birlikte
değerlendirildiğinde, tarafların tanışık oldukları, dolayısıyla davalı 3.kişinin davalı
borçlunun durumunu ve kastını bilecek durumda olduğunun ispatlanamadığının
anlaşıldığı–Kabul edilen kısımlar için, harç ve vekalet ücretinin, her bir davalı için,
satın aldıkları taşınmazın belirlenen değerine göre, satın alan davalı ile zorunlu dava
arkadaşı olan borçlu ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutularak karar
verilmesi gerekirken, tasarrufu iptal edilen taşınmazların toplam değerleri
üzerinden, bu taşınmaz maliki davalıların ve borçluların hepsinin birlikte sorumlu
tutularak, satın aldıkları taşınmazın gerçek değerine göre belirlenecek harç ve
vekalet ücretinden daha fazla harç ve vekalet ücreti ile sorumlu tutulmalarının hak
kaybı yaratacağının düşünülmemesi doğru bulunmadığı– ............................................ 1275
290) Talep, muvazaa sebebiyle tasarrufların iptali ve cebri icra yetkisi tanınmasına
ilişkin davada itiraz üzerine bir kısım taşınmazlar üzerindeki tedbirin kaldırılmasına
yönelik mahkeme ara kararının kaldırılması isteğine ilişkin olduğu, tasarrufun iptali
davası, taşınmazın aynına ilişkin olmayıp, şahsi nitelikte hak doğuran bir dava türü
olduğu, bu niteliği itibariyle, anılan dava yönünden kural olarak HMK’nun 389 ve
devamı maddeleri uyarınca dava konusu şeyler üzerine tedbir konulamaz, şartları
mevcut ise İİK’nun 257'i izleyen maddeleri uyarınca ihtiyati haciz kararı
verilebileceği, bu açıklamaya göre, dosya münderacatı, davanın türü nazara
alındığında, her ne kadar gerekçesi doğru değil ise de, mahkemece usulüne uygun
yapılan itiraz incelemesi sonucunda bir kısım taşınmazlar üzerindeki tedbirin
kaldırılması doğru olduğu– ........................................................................................... 1287
291) Mahkemece borçlu adına kayıtlı taşınmazların değerleri belirlenerek,
üzerlerindeki haciz ve ipotekler de gözetilerek, davacının alacağını karşılayıp
karşılamayacağı hususu değerlendirilip, buna göre 'aciz halinin oluşup
oluşmadığı'nın araştırılması ve taşınmazların değerleri itibariyle borcu
karşılamayacağının anlaşılması halinde aciz halinin varlığı kabul edilerek,
yargılamaya devamla tarafların diğer tüm delilleri toplanıp esas hakkında karar
verilmesi gerekeceği– ................................................................................................... 1289
292) İ.İ.K.'nın 277 ve devamı maddelerine göre, tasarrufun iptali davalarının, dava
şartlarından birisi de, tasarrufun borcun doğumundan sonra gerçekleşmiş olması
olduğu–Bu husus, dava şartı olduğundan, hakim tarafından resen gözönüne
alınması gerekmekte olduğu–Olayımızda ise, tasarrufların, borcun doğumundan
önce gerçekleştiği anlaşıldığı, buna göre, olayda dava şartı gerçekleşmediği,
dolayısıyla, ilk derece mahkemesi'nce, davanın bu nedenle reddine karar verilmesi
gerekirken, davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırılık teşkil
ettiği– ............................................................................................................................ 1292
293) İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu'nun 03.05.2016 tarihli
2016/1 sayılı Hukuk daireleri İş Bölümü Kararının Ortak Hükümler Bölümünün
B/4. maddesine göre ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir taleplerine ilişkin kararları
inceleme görevi asıl davaya bakacak olan daireye ait olduğu–İddianın ileri sürülüş
biçimine ve dosya kapsamına göre; dava, İİK 277 vd maddeleri uyarınca
TASARRRUFUN İPTALİ isteğine ilişkin olduğu–Buna göre, somut uyuşmazlığa
ilişkin istinaf başvurusunu değerlendirme görevinin İstanbul Bölge Adliye
Mahkemesi Başkanlar Kurulu'nun 03.05.2016 tarih, 2016/1 sayılı Hukuk Daireleri
İş Bölümü Kararı gereğince İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. veya 9. Hukuk
Dairesinin görev alanında kaldığı, işbölümü yönünden Dairesine gönderilmesi
gerektiği sonucuna varıldığı– ....................................................................................... 1295
294) Davalıların, devirlerin miras taksim sözleşmesine dayalı olarak yapıldığı
yolundaki savunmaları üzerinde de durulması gerektiği, hemen belirtilmelidir ki,
tasarrufların şeklen herhangi bir taksim sözleşmesine ya da başka bir sözleşmeye
dayalı olarak yapılması, tek başına iptal koşullarını ortadan kaldıracak güce sahip
olmadığı, Yargıtay’ın bir kararında eğer bir tasarruf alacaklıları zarara uğratmak
maksadıyla yapılıyorsa hangi hukuksal olguya istinat edilirse edilsin iptali
gerektiğini işaret ettiği–Tasarruf konusu edilen taşınmazların 13.07.1988 tarihli
miras taksim sözleşmesine konu oldukları belirgin olduğu, ancak bu sözleşme
taşınmazların mülkiyetinin aidiyeti ve fiilen yapılan tasarrufun şekli yönünden
taraflar arasında bağlayıcı bir sonuç doğurmadığı– ...................................................... 1297
295) Somut olayda borçlunun en yakın miraşçıları mirası reddettiğinden konunun
miras hükümleri çerçevesinde çözümü gerekeceği–Bu durumda mahallin Sulh
Hukuk Hakimine durum bildirilerek mirasın iflas hükümlerine göre tasfiyesi
sağlanmalı, anılan mahkemece mirası reddedilen borçlu için atanacak ve
yetkilendirilecek bir temsilci huzuru ile davaya devam olunması gerektiği– ............... 1300
296) Somut olayda borçlu dava konusu taşınmaz hissesini borcun doğumundan
(kredi sözleşmesinin akdedildiği 26.07.2005 tarihinden) sonra, kardeşi davalıya
sattığından kardeşler arasında yapılan bütün tasarruflar iyiniyet ve bedel farkı
gözetilmeksizin İİK.'nun 278/II– 1. maddesi uyarınca bağışlama hükmünde olup
iptale tâbi olduğu–Yine İİK.'nun 280/1 ve 2. maddeleri gereğince de davalı 3.kişi
kardeşinin durumunu ve amacını bilebilecek kişilerden olduğundan dava konusu
tasarrufun iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın
reddedilmesi bozmayı gerektireceği– ........................................................................... 1302
297) Davanın 6183 sayılı AATUHK'nun 24 ve devamı maddeleri gereğince açılmış
tasarrufun iptali istemine ilişkin olduğu–Bu tür davaların dinlenme koşullarından
biri de iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olduğu–
Davanın kabulü halinde dava konusu tasarrufun, tasarruf tarihine kadar olan alacak
ve ferileriyle sınırlı olarak iptaline karar verilmesi gerekeceği– 1136 sayılı
Avukatlık Kanunu'nun 168. maddesinde değişiklik yapan 5904 sayılı Yasa'nın 35.
maddesi “6183 sayılı Yasanın uygulanmasından doğan her türlü davalar için
avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir” hükmü gereğince davacı yararına
maktu vekalet ücreti takdiri gerekirken nispi vekalet ücretinin takdiri de doğru
görülmediği– ................................................................................................................. 1304
298) Davanın sabit olması halinde davacıya borçlu aleyhinde yürütülen takiplerdeki
alacak ve fer'ileriyle sınırlı olmak üzere taşınmaz üzerinde cebri icra yetkisi
tanınması gerekirken yazılı şekilde sınırlama konulmadan ve borçlu aleyhinde
yürütülen icra takip dosyalarının numaraları belirtilmeden infazda tereddüt
yaratacak şekilde hüküm kurulması doğru olmadığı– .................................................. 1306
299) Şikayetçinin tasarrufun iptali davasında taraf konumunda olmadığı ve anılan
davada, adı geçen üçüncü kişi hakkında verilmiş herhangi bir karar bulunmadığı
sabit olup, tasarrufun iptaline ilişkin alınan ilamın tarafı olmayan üçüncü kişi
yönünden sonuç doğurmayacağı, tasarrufun iptali davasının kabulü ile kesin hacze
dönüşen ve İİK. m. 281/2 uyarınca verilmiş bir ihtiyati haciz kararı bulunmadığı
gibi, bu doğrultuda şikayetçinin iktisabından önce konulmuş bir ihtiyati haciz veya
haciz de bulunmadığından, şikayetçi, taşınmazı, tasarrufun iptali kararına istinaden
konulan hacizle yükümlü olarak devralmadığına göre, şikayetçiye karşı hüküm
ifade etmeyen tasarrufun iptali kararına istinaden kayden maliki olduğu taşınmaza
adı geçenin iktisap tarihinden sonra haciz işlemi uygulanmasının mümkün
olmadığı–Taşınmazın borçlunun borcu nedeniyle haczedilebilmesi için haciz
tarihinde borçlunun adına kayıtlı olması zorunlu olduğundan, şikayetçi icra
takibinde borçlu sıfatı bulunmadığına ve haciz tarihinde taşınmazların maliki olup
tasarrufun iptali işleminde de taraf sıfatı olmadığından şikayetçi üçüncü kişiye ait
taşınmazlar üzerine haciz konulması usul ve yasaya aykırı olduğu– ............................ 1309
300) İddia edildiği şekilde tapu kayıtlarına da yansımış bir miras taksim
sözleşmesinin olmamasına, tasarrufun iptali davalarında karar harcının tasarrufun
değeri ile icra takibindeki alacak miktarından hangisi az ise o miktar üzerinden
hesaplama yapılmasının yasaya uygun olmasına, davalılar Li., L., G. ve S.’in davalı
borçlu M. A.’in kardeşleri olmalarına İİK’nun 278/III– 1 maddesinde bu derece
akrabalar arasında yapılan tasarrufların bağışlama hükmünde sayıldığının ve iptale
tabi olduğunun öngörülmesine buna ilaveten bu davalıların, kardeşleri olan borçlu
M. A.’in alacaklılarından mal kaçırmak ya da alacaklılarını ızrar kastı ile hareket
ettiğini bilebilecek kişilerden olmaları nedeniyle de tasarrufun iptali gerekeceği–
İİK’nun 283/2 maddesi uyarınca bedele dönüşen davada üçüncü kişinin dava
konusu malı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında bedelle sorumlu
tutulması gerekeceği–Aynı şekilde davalı borçlunun borcundan dolayı dava konusu
taşınmazın cebri icra yolu ile satılması halinde de 3. kişi konumundaki davalının
elinde bir bedel kalır ise bu bedel ile sorumlu tutulacağı– ........................................... 1312
301) Tasarrufun iptali davasının açılması ile zamanaşımın kesilmeyeceği–Borçlular
hakkında genel haciz yolu ile yapılan ve kesinleşen icra takibinde İİK. m. 71/2.
maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken aynı kanunun 33/a– 1. maddesi
gereğince, takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde borcun zamanaşımına
uğradığının belirlenmesi halinde icranın geri bırakılmasına karar verileceği ve bu
şikayetin süresiz olarak yapılabileceği, takip dayanağı çekler hakkında
zamanaşımını kesen sebeplerin Türk Ticaret Kanunu’nda sınırlı olarak sayılmış
olduğu, alacaklı tarafından geçici aciz vesikasına dayalı açılan tasarrufun iptali
davasının zamanaşımını kesmeyeceği, ancak borçlu hakkında kesin aciz vesikası
düzenlenmesi halinde bu tarihten itibaren 20 yıl geçmesiyle borcun zamanaşımına
uğrayacağı, açılan tasarrufun iptali davası sırasında, icra dosyasında zamanaşımını
kesen başkaca hiçbir işlem yapılmaması halinde borçlunun zamanaşımı şikayetinin
kabul edilmesi gerekeceği– .......................................................................................... 1315
302) İddia edildiği şekilde tapu kayıtlarına da yansımış bir miras taksim
sözleşmesinin olmamasına, tasarrufun iptali davalarında yargılama giderlerinin
tasarrufun değeri ile icra takibindeki alacak miktarından hangisi az ise o miktar
üzerinden hesaplama yapılmasının yasaya uygun olmasına, davalılar L., G. ve S.’in
davalı borçlu ... ’in kardeşleri olmalarına İİK’nun 278/III– 1 maddesinde bu derece
akrabalar arasında yapılan tasarrufların bağışlama hükmünde sayıldığının ve iptale
tabi olduğunun öngörülmesine, buna ilaveten bu davalıların, kardeşleri olan borçlu
... ’in alacaklılarından mal kaçırmak ya da alacaklılarını ızrar kastı ile hareket
ettiğini bilebilecek kişilerden olmaları nedeniyle de tasarrufun iptali gerekeceği– ...... 1317
303) Alacaklının “itirazın iptali davası” açmasından sonra, borçlu “menfi tespit
davası” açabilir mi? Borçlunun bu davayı açmakta hukuki yararı var mıdır? – –
Borçlunun aleyhinde başlatılan icra takibi itiraz etmek suretiyle takibi durdurması
ve alacaklının da elinde İİK.’nun 68 inci maddesinde sayılan belgeler
bulunmamasının, borçlunun – takibi durduran bu itirazından sonra–menfi tespit
davası açmakta hukuki yararı bulunmadığını kabule yeterli olmayacağı, bu
halde de, borçlunun borç tehdidi altında olduğu ve bu sebeple de menfi tespit davası
açmakta hukuki yararının olduğu–Borçlunun 'borçlu olmadığını' ileri sürerek
ilamsız icra takibine itiraz etmesinin, ancak takibin durmasını sağlayacağı, icra
takibini ortadan kaldırmayacağı, takibin iptalinin ise menfi tespit davanın
açılmasından sonra gerçekleşen bir sonuç olduğu ve bu nedenle, davacının, takibe
konu icra dosyasından dolayı borçlu olmadığının tespiti davası açmakta hukuki
yararı olduğu– Alacaklının borçlunun itirazını iptal ettirmek için itirazın iptali
davası açmamış olması halinde de, borçlunun itiraz ile durdurduğu takipte
alacaklıya karşı borçlu olmadığının tespiti için menfi tespit davası açmakta hukuki
yararının bulunduğu– .................................................................................................... 1319
304) Davalıların kardeş olması nedeniyle tasarrufun İİK. 278/1, 280/1. maddeler
gereğince iptale tâbi bulunmasına göre usul ve kanuna uygun bulunan hükmün
onanması gerekeceği– ................................................................................................... 1332
305) İbraz tarihinde karşılığı bulunmayan çeke dayalı olarak yapılan takipte
alacaklının «çek bedeli»ni + «% 5 (şimdi; 10) çek tazminatı»nı + «% 03
komisyon»u + «ibraz tarihinden itibaren avans faizi» isteyebileceği– ......................... 1333
306) Kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatıldıktan sonra,
sahtecilik iddiasına dayalı olarak açılan menfî tespit davalarında, belgenin
sahteliğini tam bir "yaklaşık ispatı" gösteren şekilde –alacaklı hakkında bir ceza
davası bulunması veya dava açılmamış olsa bile iddia edilen sahtelik nedeniyle
tutuklanması, Cumhuriyet Savcılığınca yapılan soruşturmada rapor alınması gibi
somut olguların bulunması halinde, HMK m. 209/1 hükmü uyarınca ‘takibin
durdurulması’ yönünde ihtiyatî tedbir kararı verilmesinin mümkün olduğu– .............. 1334
307) Alacaklı vekili tarafından elektronik ortamda takip talebinde bulunulduktan iki
dakika sonra elektronik ortamda banka dekontunun takip dayanağı belge olarak
kabul edildiği– Takibe dayanak banka dekontunda üzerinde "28.02.2020 tarihinde
...şirketine ödenmek üzere ... TL. tarafımdan borç olarak elden alınmıştır...
30.01.2020" ibarelerinin bulunduğu ve altının imzalandığı– Bu belge gereğince,
28.02.2020 tarihinin vade olarak belirlendiği ve temerrüt için borçluya ihtarda
bulunulmasının gerekmediği gözetildiğinde "işlemiş faize itirazın kaldırılmasına"
karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu– "Takip talebinde belgeye
dayanılmadığı, borçluya ödeme emriyle birlikte belgenin tebliğ edilmediği, UYAP
sistemine belge eklenmesinin sonucu değiştirmeyeceği ve bu durumda işlemiş faiz
talep edilemeyeceği" şeklindeki görüş ile "dekontta vade mevcut olmadığından
borçlunun ancak takip tarihi itibariyle temerrüde düşmüş sayılacağı, takip
tarihinden önceki dönem için alacaklının işlemiş faiz talep edemeyeceği" şeklindeki
(Yarg. 12. HD) görüşün benimsenmediği– ................................................................... 1341
308) Haciz tutanağına göre, "haciz mahallinde borçlunun bulunmadığı, mahalde
bulunan üçüncü kişi tarafından 'adresin borçlu ile alakasının olmadığının'
bildirildiği"– Üçüncü kişi haczi yapılan yerin borçluya ait olmadığı iddiasında ise
icra müdürü tarafından beyanların zapta geçirilip, İİK. 96 vd.nda yer alan istihkak
prosedürünün uygulanması gerektiği– İcra müdürünce İİK. 96 ve 99 uyarınca işlem
yapılıp yapılmayacağı hususu ancak evrak araştırması sonucunda netleşeceğinden
ve şikayeti ile istihkak iddiası ayrı bir dava konusu olduğundan halihazırda borçluya
ait olduğu iddia edilen yerde evrak araştırması yapılmasının usul ve yasaya aykırı
olmadığı– Alacaklı vekilinin "haciz mahallinde elektronik ortamda borçlu ismi
yazılarak evrak araştırması yapılmasına" ilişkin talebinin kabulü gerektiği– ............... 1347
309) Senedin keşide tarihi ve davacı şirketin birleşme tarihi gözetildiğinde,
davacının şirket birleşmesi nedeniyle bonodan sorumlu olduğu– Avalistin
sorumluluktan kurtulmak için şekle aykırılık dışında ancak ödeme ya da
zamanaşımı gibi def'ileri ileri sürebileceği–"Bononun, birleşmeden sonra
düzenlenmiş olduğu" gerekçesiyle bonoda aval olan şirket yönünden menfi tespit
davasının kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu, TTK. m 702/2 gereğince
davanın reddi gerektiği– ............................................................................................... 1349
310) İcra takibinin muvazaalı olması sebebi ile iptali istemine ilişkin davada ıslah–
Dava dilekçesinde davalı borçlu aleyhine yaptıkları sadece bir icra takibine dayanan
davacı alacaklının daha sonra diğer bir icra dosyasındaki alacaklarını da temin
edecek şekilde davasını ıslah etmiş olduğu– Islah ile davaya dahil edilen icra takip
dosyasının davanın taraflarında herhangi bir değişikliğe sebep olmadığı, talep
edilen hususun iddianın genişletilmesi yasağının istinası olduğu ve usul
ekonomisine göre işlem yapılması gerektiğinden, ıslah harcının da dosyaya
yatırılmış olduğu gözetilerek ıslah ile talep edilen icra dosyası yönünden de
dosyanın incelenmesi gerektiği– İnfazda tereddüt edilecek şekilde "alacak ve
ferileri sınırlı olmak üzere" hem iptale hem de tazminata hükmedilmesinin de hatalı
olduğu– ......................................................................................................................... 1354
311) Davalı üçüncü kişi tarafından devir tarihinden bir gün önce 'arsa bedeli'
açıklamasıyla yapılan havalenin taşınmaz hisse devir bedeline ilişkin olduğu,
taşınmazın devir tarihinden sonra gerçekleşen para transferlerinin ise devirden
önceki tanışıklığı ispata elverişli olmadığı– Taraflar arasındaki devirden yaklaşık
bir ay kadar önce yapılan para transferlerinin hangi amaçla yapıldığının
belirlenmesi, bu tarih aralığına ilişkin banka hesap hareketleri ile dekontların
getirtilerek değerlendirme yapılması, dekontlarda ve hesap hareketlerinde herhangi
bir açıklama bulunmaması halinde üçüncü kişiden 'para havalesi yapılmasının
sebeplerinin' açıklattırılarak, İİK. m. 280 anlamında taraflar arasında tanışıklık olup
olmadığı ve davalı üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu bilen veya bilmesi
gereken yakınlıktaki kişilerden olup olmadığının tespiti gerektiği– ............................. 1358
312) ‘Kıymet takdiri ve satış talebinin reddine’ ilişkin icra müdürlüğü işlemi
hakkındaki icra mahkemesi kararının konu itibariyle kesin olmadığı (Yargıtay 12.
HD'nin önceki içtihadından dönmüş olduğu)– ............................................................. 1361
313) Davalının babasına teslim edildiği anlaşılan ziynetlerin davalının da
müştereken ve müteselsilen sorumlu olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre
davalının taraf sıfatının bulunup bulunmadığı– Uyuşmazlık konusu ziynetlerin,
taraflar balayına giderken güvenlik amacıyla ve özellikle davalı erkeğin müdahalesi
ile davalının babasına teslim edildiği– Davalı erkek "ziynetlerin davacının
uhdesinde kaldığı" hususunu ispatlayamadığından ziynetlerin davalının
hakimiyetinde olduğu ve davacı kadına iade edilmediğinin kabul edilmesi
gerektiği– ...................................................................................................................... 1363
314) Eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin davada, bozma
öncesi yapılan yargılama sırasında ıslah yapılması ve yargılamada sadece bir kere
ıslah yapılabileceği (HMK m. 176/2) gözetilerek, ikinci ıslah talebinin reddi
gerektiği– Davacının alacağını ispata yönelik herhangi bir bilgi veya belge
sunamadığı, söz konusu ödemelerin yapıldığına ilişkin herhangi bir bilgi veya belge
bulunmadığından, bazı alacaklar yönünden alacak miktarının dahi
hesaplanamadığı, ‘all risk poliçe bedeli’nin ise, dosya içerisinde yer alan belgelere
göre davalı tarafından yapıldığı– Davacı ‘süresi içerisinde ödemelerin sigorta
şirketine verilmek üzere davalı tarafa yapıldığı yönünde bilgi veya belge
sunulmadığından’ söz konusu taleplerin ayrı ayrı reddi ile davacının teminat alacağı
yönünden, talep edilen ve ıslah edilen miktarın taleple bağlılık ilkesi gereğince
dikkate alınması gerektiği– "Davaların yığılması halinde her bir talep bakımından
ıslah yapılmasının mümkün olması gerektiği" şeklindeki karşı görüşün
benimsenmediği– .......................................................................................................... 1369
315) Tasarrufun iptali davalarında, borçlu ile doğrudan işlem yapmayıp dava
konusu malı sonradan iktisap eden dördüncü kişi konumundaki şahıslar yönünden
işlemin iptaline karar verilebilmesinin, bu kişilerin borçlunun alacaklılardan mal
kaçırma ve ızrar kastını bilen veya bilmesi gereken kötüniyetli kimselerden
olduğunun ispatlanması şartına bağlandığı– Borçluya ait birden fazla taşınmazın
aynı tarihlerde ve tamamen aynı silsile takip edilerek birbiri ardına devredilmesi ile
devredilen malların fiilen borçlunun yakınları tarafından kullanılmaya devam
edilmesi şeklindeki hayatın olağan akışına aykırı olguların, son devralan kişinin
borçlunun mali durumunu ve mal kaçırma kastını bildiğine dair yasanın aradığı açık
emareleri tereddütsüz biçimde ortaya koyduğu– .......................................................... 1374
316) Tenkisi istenen düzenleme şeklindeki vasiyetnamenin incelenmesinde; murisin
terekesinin tamamını davalı mirasçılarına vasiyet ettiği, mirasçı atamasının üçüncü
kişiler lehine yapılabileceği gibi yasal mirasçılar lehine de yapılabileceği
gözetildiğinde, tasarrufun ‘belirli mal vasiyeti’ şeklinde değil, TMK. 516' de
belirtilen nitelikte mirasçı atamasına (nasbına) ilişkin olduğu– TMK. m. 564, belirli
mal vasiyeti söz konusu olduğunda uygulanabileceğinden, mirasçı atamasının
tenkisi istemine ilişkin eldeki davada bu maddenin uygulanma olanağı
bulunmadığı– Bu tür tasarruflar nedeniyle mirasçı olarak atanan kimseye karşı
açılan tenkis davasının kabulü hâlinde dava edilen saklı paylar oranında tenkise
karar verilmesinin gerekli ve yeterli olduğu– ............................................................... 1377
317) TBK m. 19 uyarınca açılan muvazaalı işlemin iptali davasında, davalı üçüncü
kişi tarafından davalı borçlu aleyhine muvazaalı icra takibi yapıldığının ileri
sürülmesi durumunda, borçlunun taşınmazın cebri icra yoluyla satışının istenildiği
ve alacaklının ileride alacağını tahsil olanağının kalmayacağı, muvazaalı icra takip
dosyasında tahsil edilecek paralar üzerine ihtiyati haciz konulsa bile davacı
alacaklının zarara uğramasının kaçınılmaz hale geleceği gözetildiğinde, muvazaalı
olduğu iddia edilen icra takibi ve bu icra takibine bağlı olarak yapılacak satış
işlemlerinin ihtiyati tedbir kararıyla durdurulmasına karar verilmesinin yerinde
olduğu (Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesi
İstemine Dair Yargıtay 12. HD Kararı)– ....................................................................... 1384
318) Nafaka hükümlerine uymamak suçundan yapılan yargılamada, "nafakanın
kaldırılması" veya "azaltılması" hususunda açılmış bir davanın bulunması halinde
bunun sonucunun bekletici mesele yapılması gerekirse de; halen derdest boşanma
davasında "ara karar" niteliğinde hükmedilen tedbir nafakasının söz konusu olması
durumunda, borçlu sanığın gelir durumunun tespiti için bilirkişi incelemesine
yönelik bu hususun bekletici mesele yapılamayacağı– ................................................ 1388
319) Avukat tarafından takip edilen dosyada tarafların sulh olmaları halinde; vekil
eden ile avukat arasında sözleşme bulunmaması, sözleşmedeki ücretin geçersiz
olması halinde vekil eden, sulh olunan miktar, sulh olunan miktar belli değilse,
mahkemece gerçek sulh olunan miktar araştırılarak bulunacak miktar, sulh olunan
miktar tespit edilemezse Avukatlık Kanunu'nun 164/4. maddesi gereğince harcı
ödenen dava değeri üzerinden vekalet ücretinin hesaplanması gerektiği– ................... 1391
320) Muvazaaya dayalı olduğu ileri sürülen asıl işveren alt işveren ilişkisinde, her
ihale dönemi bakımından muvazaa olgusunun ayrı ayrı ispatı gerektiği– Davalı
tarafından ihbar olunan şirketlere ihale edilen işleri asıl işin bir bölümü olduğundan,
geçerli bir asıl işveren alt işveren ilişkisinin kurulabilmesi için asıl işin, alt işverene
verilen bölümünün, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık
gerektiren bir iş olması gerektiği, bu koşul mevcut olmadığından asıl işveren alt
işveren ilişkisinin muvazaa nedeniyle değil, "unsur eksikliği" nedeniyle geçersiz
olduğu (ancak hatanın kararın sonucuna etkili olmadığı)– 208 gün yıllık ücretli izin
hakkı bulunan davacının yalnızca 22 gün izin kullanarak çalışması hayatın olağan
akışına aykırı olduğundan, mahkemece, davacı asıl duruşmaya çağrılarak çalışma
süresi boyunca yıllık izin kullanıp kullanmadığı, kullanmış ise kaç gün yıllık ücretli
izin kullandığı konularındaki beyanının alınması gerektiği (HMK m. 31)– ................. 1395
321) Alacaklının ilama bağlanmış alacakların tahsilini teminen ihtiyati haciz
talebinde bulunması halinde kararın kesinleşmesine gerek olmadığı; ilama bağlanan
alacaklara, diğer alacak taleplerine kıyasla, bir üstünlük tanınmış olduğu– ................. 1402
322) ‘Asıl borçlu şirket ile banka arasında imzalanan genel kredi sözleşmelerinin
birbirinin eki ve ayrılmaz parçası olduğu’ yönündeki açık hükümler uyarınca,
sözleşmelerin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu bağlamda
kullandırılan kredilere ilişkin belgelerde spesifik bir sözleşme atfı bulunmasa dahi
önceki tarihli sözleşmelere bağlı limit artırımlarını imzalayan müteselsil kefilin,
aradaki kronolojik ve hukuki bağ nedeniyle devam eden kredi ilişkisinden doğan
borçtan kefalet limitiyle sınırlı olarak sorumlu tutulması gerektiği– ............................ 1406
323) Hakem kararlarının iptali davalarında iptal sebeplerinin HMK’nun 439.
maddesinde tahdidi olarak sayıldığı ve mahkemelerce hakemlerin maddi hukuku
uygularken vardıkları sonucun esası yönünden bir yerindelik denetimi
yapılamayacağı gözetildiğinde; hakem kurulunun uyuşmazlığın çözümünde aşırı ifa
güçlüğü veya uyarlama gibi maddi hukuk kurallarını değerlendirerek bedel tespiti
yapmasının tahkim sözleşmesi dışına çıkılması veya hakkaniyet ve nesafet
kurallarına göre yetkisiz karar verilmesi niteliği taşımadığı, kararın kamu düzenini
temelden sarsacak bir aykırılık barındırmadığı hallerde iptal davasının reddine karar
verilmesi gerektiği– ...................................................................................................... 1415
324) Taşınmaz satışlarında, borçluya satış ilanının tebliğ edilmemiş olması veya
usulsüz tebliğ edilmesinin başlı başına ihalenin feshi sebebi olduğu– Tebliğ usulüne
aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğ işleminden haberdar olmuş ise geçerli
sayılacağı ve muhatabın beyan ettiği öğrenme tarihinin tebliğ tarihi olarak kabul
edileceği; muhatabın beyan ettiği öğrenme tarihinin aksinin tanık beyanları ile
kanıtlanamayacağı– Somut olayda; takip dosyasının incelenmesinden, şikayetçi
borçlunun satış ilanını ihale tarihinden bir hafta önce UYAP vatandaş portalından
okuduğu nazara alındığında, ‘borçlunun, ihaleden makul süre önce haberdar olmuş
sayılacağı’– ................................................................................................................... 1424
325) Aynı icra dosyasında süresinde ‘faiz oranı’ ve ‘başlangıç tarihi’ne ilişkin
şikayette bulunulması, bu taleplerin icra mahkemesinin ilgili dosyası kapsamında
değerlendirilmesi ve o dosyada kat ihtarnamesinin usulsüz tebliğ şikayetinin ileri
sürülmeyip, şikayete konu dosyada ileri sürülmesinin dürüstlük kurallarının ihlali
olarak değerlendirilemeyeceği– .................................................................................... 1426
326) ‘Yargılamada doğrudanlık ilkesi’ gereğince tanıkların kural olarak mahkeme
huzurunda dinlenmesinin esas olduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 241. maddesi uyarınca gösterilen tanıklardan bir kısmının
dinlenilmesinden ancak ispat edilmek istenen husus hakkında yeterli derecede
kanaat edinilmiş olması hâlinde vazgeçilebileceği, mahkemece tanığın konsolosluk
huzurunda verdiği yazılı beyanla yetinilip davacı tarafa yeni bir tanık bildirmesi için
süre verilmesinin o hususta yeterli bilgi edinilmediğini açıkça ortaya koyduğu
dikkate alındığında; davacı tarafça dinlenilmesinden vazgeçilmeyen ilgili tanığın
bizzat dinlenerek iddiaların aydınlatılması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar
verilmesi gerekirken, hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilecek şekilde eksik
incelemeyle hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu– ................................ 1429
327) Avukatlık sözleşmesinin geçerli ve azlin haksız olduğu uyuşmazlıkta; avukatın
hak ettiği vekâlet ücretinin hesaplanmasına esas alınacak değerin ne olması
gerektiği– Taraflar avukatlık sözleşmesini imzalarken, ücret ile ilgili
kararlaştırmanın yanında, haksız azil hâlinde ücretin hangi değer üzerinden
hesaplanacağına dair açıkça ayrı bir hükme yer vermişler ve bu durumda, davanın
hangi aşamasında olursa olsun, haksız azil vuku bulursa, "davanın neticelenmesi
sonucunda ortaya çıkan değer üzerinden" hesaplama yapılacağını kabul
ettiklerinden; sözleşmenin bütününe bakıldığında, bu madde ile tarafların yalnızca
dava açılırken gösterilen harca esas değeri değil, yargılamada ortaya çıkacak gerçek
değeri esas aldıkları; bu değerin ise kamulaştırma bedeli olarak yargılamada
bilirkişi incelemesiyle tespit edilen ve mahkemece hükme esas alınmakla sonradan
açılacak ek davada kesin delil teşkil eden meblağın olduğu anlaşılmakla;
sözleşmenin haksız azle ilişkin maddesinde ücrete esas değerin kısmi davada
harçlandırılan ve karara bağlanan dava değerinden ibaret olmadığı– "Avukatlık
sözleşmesinin TBK m. 19/1 gereği yorumlanmasında, sözleşmedeki 'davanın
neticelenmesi sonucu ortaya çıkan değer' ibaresinden, davacı avukatların, davalı
müvekkili adına takip ettiği dosyadaki dava değeri olarak belirtilen ve mahkemece
hüküm altına alınan miktarın anlaşılması ve davacı avukatların akdi vekâlet ücreti
taleplerinin bu bedel üzerinden belirlenmesi gerektiğinin anlaşıldığı, keşif sonucu
belirlenen ancak dava ıslah edilmediği için mahkemece hüküm altına alınmayan
miktar üzerinden akdi vekâlet ücretinin hesaplanamayacağı" şeklindeki görüşün
HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği– ............................................................. 1435
328) 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 110 uncu maddesi uyarınca
davaların yığılması (objektif dava birleşmesi) şeklinde bir davanın açılabilmesi için
tüm taleplerin aynı davalıya karşı ileri sürülmüş olmasının şart olduğu, şirket tüzel
kişiliğine yöneltilen genel kurul kararlarının iptali istemi ile gerçek kişi yöneticilere
yöneltilen sorumluluk davasının farklı davalılara karşı açılması nedeniyle davaların
yığılması koşullarının oluşmadığı ve tefrik edilerek bağımsız bir dava hâline gelen
yönetici sorumluluğuna dayalı tazminat isteminin 6102 sayılı Türk Ticaret
Kanunu’nun 5/A maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk dava şartına tâbi olduğu
gözetildiğinde, arabulucuya başvurulmadan açılan davanın ‘dava şartı yokluğu
sebebiyle usulden reddine’ karar verilmesi gerektiği– .................................................. 1444
329) Ana taşınmazdaki ortak yerle ilgili uyuşmazlığın 634 sayılı Kat Mülkiyeti
Kanunu hükümlerine göre çözümleneceği ve bu kanundan doğacak her türlü
anlaşmazlığın sulh hukuk mahkemesinde çözümlenmesi gerektiği– "Dava konusu
ana taşınmazda henüz toplu yapı yönetimine geçilmediğinden, görevli mahkemenin
asliye hukuk mahkemesi olduğu" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca
benimsenmediği– .......................................................................................................... 1450
330) Takip dosyasına yatırılan paranın imzaya itiraz davasında İİK. m. 170/2
gereğince dava sonuna kadar (itirazının esası hakkındaki karara kadar) "takibin
geçici olarak durdurulmasına" yönelik teminat olarak yatırılan para olduğu, icra
mahkemesi kararlarının infazı için kesinleşmesinin gerekmediği, takibe yönelik
itiraz üzerine imza itirazının reddine dair esas kararla birlikte ayrıca tedbir kararının
kaldırılmasına ilişkin karara gerek olmaksızın tedbirin kalktığı ve ‘tazminat vesairin
bu teminattan karşılanacağına’ dair yasal bir prosedür bulunmadığına göre, icra
müdürlüğünce borçlu vekilinin "teminatın iadesi talebinin reddine" dair kararının
isabetsiz olduğu– .......................................................................................................... 1457
331) Mahkemece verilen tedbir kararında "tedbirin cebri satışa engel olduğuna" dair
bir ibare yer almadığından, tapu kaydına düşülen şerhin cebri icra yolu ile yapılacak
satışa engel olmayacağı, mahkemenin, aksi yöndeki cevabının da sonuca bir
etkisinin bulunmadığı– ................................................................................................. 1459
332) İstinaf incelemesinin, kamu düzenine aykırılık hâlleri ayrık olmak üzere
münhasıran istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı–
Dilekçeler teatisi aşamasında usulüne uygun şekilde dayanılmayan tanıkların
mahkemece dinlenerek beyanlarının hükme esas alınmasının kamu düzenini
ilgilendiren mutlak bir istinaf sebebi olmayıp, tarafça ileri sürülmesi gereken nispi
bir usul hatası niteliğinde olduğu– Nispi istinaf sebeplerinin Bölge Adliye
Mahkemesince resen dikkate alınamayacağı ve mutlaka kanun yoluna başvuran
tarafça açıkça ileri sürülerek karara olan etkisinin ortaya konulması gerektiği–
Yargılama aşamasında karşı tarafın tanıklarının dinlenilmesine itiraz edilmemesi ve
istinaf kanun yolu başvurusunda da bu usuli hatanın açıkça bir istinaf sebebi olarak
gösterilmemesi karşısında, kamu düzenine aykırılık teşkil etmeyen bu hususun
istinaf merciince kendiliğinden denetim konusu yapılarak delillerin dışlanmasının
istinaf sebepleriyle bağlılık ilkesine aykırılık teşkil ettiği– .......................................... 1461
333) İnançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil davalarında inanç ilişkisinin
05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca kural olarak
yazılı delille ispatlanması gerektiği; yazılı delil bulunmaması hâlinde ancak
taraflardan birinin elinden çıkmış ve iddia edilen hukuki işlemi muhtemel gösteren
"delil başlangıcı" niteliğinde bir belgenin varlığı durumunda tanık dinlenebileceği,
uyuşmazlığın tarafı olmayan üçüncü kişiler arasındaki yazışmaların (Whatsapp
kayıtları gibi) HMK’nun 202. maddesi anlamında delil başlangıcı sayılamayacağı
ve bu nitelikte bir belge bulunmadan tanık beyanlarına dayanılarak inanç ilişkisinin
kanıtlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilemeyeceği– ............................. 1470
334) ‘Nişanın bozulması nedenine dayalı takıların iadesi, bunun mümkün olmaması
halinde belirlenen bedelin ödenmesinden kaynaklı tazminat alacağına’ ilişkin
ilamların, diğer edaya ilişkin ilamlar gibi, kesinleşmeden icraya konulmalarının
mümkün olduğu– "TMK’nın aile hukukuna dair bölümünde yer alması nedeniyle
bu konudaki ilamların kesinleşmeden takibe konulamayacağına" dair gerekçenin
isabetli bulunmadığı– ................................................................................................... 1475
335) Ön yüzünün üst kısmında bulunan vade/ödeme tarihi bölümünde “taahhüt
tarihi geçerlidir”, alt kısmında ise “...adına düzenlenen ... düzenleme tarihinde reşit
olmadığından dolayı bu senet taahhütlü olarak düzenlenmiş olup, vade tarihi lehtar
.... 20 yaşına girdiğinde geçerli olacaktır.” ibarelerinin bulunan senet metninde çift
vade bulunmadığı; senedin ön yüzünde yer alan bu beyan ve kayıtların senedin
ödeme vaadi unsuruna değil, vadesine ilişkin olduğu, kayıtsız şartsız belirli bir
bedeli ödeme vaadi unsurunun şarta bağlanmadığı, kambiyo vasfının tam
olduğunun kabulü gerektiği– "Vade tarihinin ...2020 olarak yazılı olduğu, bononun
alt kısmındaki, vade tarihinin 20 yaşına girdiğinde geçerli olacağı yazılmakla
lehtar/alacaklının 20 yaşına girdiği günün ... 2019 tarihi olarak tespit edildiği
anlaşıldığından, bu haliyle söz konusu senedin çift vade taşıdığı, dayanak bononun
tahsili şarta bağlı olduğundan ve çift vade içermesi nedeniyle kambiyo vasfını haiz
olmadığı, bu senede dayanılarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip
yapılamayacağı ve takibin iptaline karar verilmesi gerektiği" şeklindeki karşı
görüşün benimsenmediği– ............................................................................................ 1477
336) İhtiyati tedbir talebi üzerine mahkemece, "tedbir talebiyle para alacağının
güvence altına alınmak istendiği ve bunun da İİK'da düzenlenen ihtiyati hacze
ilişkin olduğu" gerekçesiyle "re'sen ihtiyati hacze karar verilemeyeceği gibi ihtiyati
haciz talebi üzerine resen ihtiyati tedbire de karar verilemeyeceği, ihtiyati haciz ve
ihtiyati tedbirin birlikte talep edilmesi veya talep sonucunun açık olmaması
hallerinde ise HMK m. 31 uyarınca talep sonucunun somutlaştırması istenerek
sonucuna göre karar verilmesi gerektiği– ..................................................................... 1481
337) Anlaşmalı boşanma davası sırasında tarafların duruşmada "paylaşacak bir
malımız ve eşya talebimiz yoktur" şeklinde beyanda bulundukları, boşanma
kararının kesinleştiği, anlaşmalı boşanma protokolünde "yasal mal rejiminin
tasfiyesine" yönelik bir hükme yer verilmediği gibi boşanma kararının hüküm
fıkrasında da eşler arasında geçerli edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesine
ilişkin bir karar verilmediği uyuşmazlıkta, eşlerin salt duruşmadaki beyanlarından
hareketle; rejim süresince edindikleri mal varlıklarını paylaşarak veya tasfiyeye
yönelik haklarından feragat iradesi göstermek suretiyle mal rejiminin tasfiyesini
gerçekleştirdikleri sonucuna varılamayacağı– "Eşlerin duruşmada 'paylaşacak bir
malımız yoktur' şeklindeki beyanlarında yer alan 'mal' tabirinden mal rejiminin
tasfiyesini kapsadığı sonuca ulaşılması gerektiği, eldeki tasfiyeye ilişkin davanın
boşanma davasının kesinleşmesinden dokuz yıl sonra açıldığı dikkate alındığında,
davanın reddi gerektiği" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği– .. 1487
338) 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 369. maddesi uyarınca ev başkanının, ev
halkından olan kısıtlıların üçüncü kişilere verdiği zararlardan kusursuz sorumlu
tutulabilmesi için taraflar arasında aile birliği içerisinde ortak bir yaşamın ve bu
topluluğu yönetme yetkisinden kaynaklanan bir otorite ilişkisinin mevcudiyetinin
zorunlu olduğu, aynı aile apartmanı içerisinde fakat farklı dairelerde yaşayan
çocukların kısıtlı ile birlikte "aile halinde" yaşadıklarının ve aralarında ev başkanlığı
sıfatını doğuracak nitelikte bir yönetim ilişkisinin bulunduğunun ispatlanamadığı
hallerde, bu kişilerin ev başkanı sıfatıyla tazminatla sorumlu tutulmalarının
mümkün olmadığı ve davanın reddine karar verilmesi gerektiği–................................ 1495
KAVRAMLARA GÖRE ARAMA CETVELİ .......................................................... 1501
KAYNAKÇA ............................................................................................................... 1515
AV. TALİH UYAR’IN ESERLERİ ............................................................................ 1539
AV. TALİH UYAR’IN TÜM MAKALE VE İNCELEME YAZILARI .................. 1543